Veee Finalden evvelki son sahnemiz.
Fakat aslında burası sondan değil en baştan başlıyor her şeyi anlatmaya. Memet’le Zühre’nin henüz onları ayıracak yıllardan habersiz olduğu günlerden. Memet’le Zühre’nin yıllar sonra bile hâlâ bilmediklerinden.
Hazırsanız Turna kuşunun Akşam Güneşim’deki gerçeğini okuyacağız.
UYARI!
Bu bölümde aşağılık karakter bulunmaktadır.
☀️☀️☀️
“Erkek mi?” diye sordu Serdal koridorda onlarca turundan birini sonlandırıp ebelik yapan kadına denk geldiği anda.
“Kız,” dedi kadın. Serdal’ın beklentiyle bakan yüzünün düştüğünü görünce hemen ekledi. “Yüzü bembeyaz. Aynı annesi. Yanakları…”
Serdal ebe kadını dinlemedi. Karısının içeride hâlâ ıkınır gibi sesler çıkardığını duyuyordu. O seslerin üstüne eklenen ağlayan bebek sesinin de kıza ait olduğunu öğrenmişti. Artık devamını duymak istemiyordu. Ebenin müjde almak için açılan elini boş bırakıp hızla indi aşağı kata inen merdivenleri.
Yeğeni Bahoz okuldan geldiği gibi çantasını yere atmış, ayağına aldığı topu birkaç defa üst üstte sektirmek için çabalamaya başlamıştı.
“Ses yapma lan!” diye bağırdı Serdal çocuğun yanından geçerken. Bahçeye açılan kapıdan dışarı attı kendini. Elini gömleğinin yakasına atıp üstten iki düğmeyi araladı bahar havasının onu biraz olsun dinginleştirmesini umarak. Umduğu gibi olmadı. Bahçede de çocuklar oynuyordu gürültüyle.
Çimenlerin üzerine kilim serilmiş, evde çığlıklar eşliğinde doğum yapan kadının sesinden ürkmesin diye tüm çocuklar oraya toplanmıştı. Aralarından ikisi Serdal’ın kızıydı. Babalarını gördükleri gibi önlerindeki bez bebeklerini kucaklayıp kalkmıştı. “Baba!” diye bağırdı en büyükleri. Küçük olan daha konuşmayı bilmiyordu ama babasının kim olduğunu bildiğinden “Bambambam,” diyerek eve doğru koşmaya başlamıştı bile.
Kızlar yanına varmadan elinin tersiyle bir hareket yaptı Serdal. “Gidin oynayın!”
Kızlar babalarının sinirli halini babalarını tanıdığı kadar iyi tanıyorlardı. Bebeklerine sarılıp oyun oynadıkları kilime geri döndüler azarlanmadan.
‘Ellerindeki bebekler bile kız,’ diye geçirdi içinden Serdal. Daha da öfkelendirdi kendini. Kızları abisi Bedri’nin kızlarının yanına döndüğünde kilimin üzerinde altı kız olmuşlardı.
Gömleğinden bir düğme daha açmak için elini yakasına attığında Dicle sırt çantasını tek koluna asmış halde eve yeni giriyordu. “Doğdu mu bebek? Doğdu mu?” diye birilerine sorarken abisine denk gelmiş, öfkeli yüzünden bebeğin erkek olmadığını anladığı gibi susmuştu.
“Neredesin lan sen?” diye bağırdı Serdal öfkesine yeni bir hedef bulmuş olmanın gazabıyla.
“Okul,” dedi Dicle mırıltıyla.
“Bahoz senden önce gelmiş!” diye bağırarak kızın üzerine yürüyecek oldu.
“Son derse girmiyor o,” dedi Dicle telaşla. “Hocalara sor. Demirlerin üstünden atlayıp geliyor.”
Serdal’ın ilgilendiği gerçekler değildi. “Bahoz ne zaman gelirse sen de o zaman geleceksin!” Siniri dinmiyordu böyle de. “O kaymakamın görevi bitsin. Hiçbirinize okul mokul yok! Evden dışarı çıkmayacaksınız!”
Dicle dersi bittiği gibi yeni doğacak yeğenini görme hevesiyle koştur koştur gelmişti. Bir ihtimal erkek doğarsa abisi tatlı dağıttırır, hoş keyif olurdu. Dicle de yengesi de birkaç sene rahat ederdi hiç değilse. Fakat umduğu gibi olmamıştı. Serdal’ın doğan üçüncü bebeği de kız olmuş, tüm beklentisi yerle bir olmuştu.
Dicle abisinin hışmından kurtulmak için yengesinin yanına koşarken Serdal arka bahçeye dolanmıştı daha fazla kız görmemek için.
Abisi sardığı tütünü içiyor, Serdal’ın ona doğru yaklaşmasını bekliyordu. “Senin sesin doğuran kadının sesinin üstüne çıkıyor,” dedi Bedri hoşnutsuzca.
“Erkek doğurmayı beceremedi yine,” dedi Serdal ortada bir suç ve o suçun faili olabilecek tek kişi olabileceğini tayin ederek.
“Acele etme,” dedi Bedri. Aynı dert saydığı durumdan muzdaripti kendi de. İlk çocuğu Bahoz’dan sonra oğlu olmamıştı. Ardından gelen dört kız! Oğlan doğacağına olan umudu kesilince kızlar çoğalmasın diye çocuk yapmayı kesmişti. Zaten kullandığı tütünün haddi aşmasından pek de çocuk yapmaya devam edebilecek gibi hissetmiyordu kendini.
Ama Serdal gençti. Birden fazla oğlu olsun istiyordu. Bir tane bile olmaması canını sıkıyordu. “Bize erkek doğuracak kadınlar lazım,” dedi Serdal kendine söyler gibi.
“Acele etme,” diye tekrar etti Bedri. Daha doğan bebeği görmeye bile gitmemiş olduğunu tahmin ediyordu. “Git bak. Durumu iyi midir, gör.”
Serdal’ın gözünde karısı da doğan çocuğu da tenlerinin aksine kapkaraydı. Kararmışlardı aynı anda. Artık görmek bile istemiyordu hiçbirini. Evin aksi yönüne gidip dışarıda hazırda bekleyen arabasına atladı. Nereye gideceğinden emin değildi ama uzaklaşmak istediğini biliyordu. Durmadan sürdü aracını caddeye çıkıncaya dek. Kırmızı ışıkta isteksizce durdu. Elini yüzüne atıp soluklandığında yanında duran transitten taşan müzik sesi algısını dağıtmıştı. Camı aralamadan döndü yanına.
Merxas’ları gördü. Arabanın direksiyonunda Memet, yanında biri Dicle’den biraz büyük öbürü daha ufak iki kız oturuyordu. Devran’ın kardeşleriydiler. Arkaya bakıp alkış tutuyorlardı. Gereksizce neşeli bir haldeydiler.
Sanki Devran Yazhan’ların babalarını almamış, hapse girerek kendi ailesini de yarım bırakmamış gibi eğlenebiliyordu Merxas’lar. Memet hepsini bir arada tutuyordu çünkü. Yazhan’ların huzursuzluğunun karşılığında Merxas’lar güllük gülistanlıklardı Memet sayesinde.
Merxas’ların mutluluğu gözüne batıyordu Serdal’ın. Onların da huzuru bozulsun istiyordu. Yeşil ışık yandığında gideceğini düşündüğü yola sapmak yerine transitin peşine düşmüştü. Biraz peşlerinden gittikten sonra güzergahtan Merxas’ların gölün kenarındaki ormana pikniğe gideceğini anlamış, peşlerinden ayrılıp piknik alanına onlardan evvel girmişti. Arabasını gölge bir yere bırakıp indi. Biraz sonra da Merxas’lar gelmişti.
Yine gürültüyle gelmişlerdi. Arabanın arka kapısından birkaç kız daha indi. Akraba kızlarına benziyorlardı. Memet’in kız kardeşi yaşıtı teyze kızlarıyla kol kolaydı. Aralarında sadece yol boyu çaldığı çalgısıyla Hozan vardı.
‘Bu kadar kız onlara batmıyor mu?’ diye düşündü Serdal.
Peşlerinde duran arabadan Baver’le halasının oğulları indi. Kızlar eşitlendi erkek sayısıyla. Bir başka arabadan inen teyze ve dayı oğullarıyla geçti kızların sayılarını.
Yanındaki ağacın ardına gizlendi Serdal görülmemek için. Kızlar iki örtüyü yan yana serdiler önce. Her biri yanındaki poşetten evde hazırladıkları yiyeceklerin kaplarını çıkarıp örtünün üzerine dizdiler. O sıra Baver’le Berzan mangal setini kuruyorlardı. İkisinin ortak zevki kanat kızartmaktı. Berzan Baver’e geceden annesine hazırlattığı sosun kabını gösterdiğinde zevkten dört köşe olup birbirlerine omuz atmışlardı.
Kızlar sofra kurarken Hozan gitarını kabından çıkartmış, tellerini hafifçe tıngırdatmaya başlamıştı. Teyze kızlarına vurduğu bir iki notadan çıkan ezginin hangi şarkıya ait olduğunu tahmin etmeleri için sırayla soruyor, bilenin seçtiği şarkıyı çalma listesine ekliyordu.
O ara Memet Serdal’ın ardına saklandığı ağaca yaklaşıp yaslanmıştı. Serdal görülecek olmanın tedirginliğiyle kendini iyice gizlerken Nuşen koşturup Memet’in yaslandığı ayağa çarparak durmuştu. “Yoksa birini mi arıyor gözlerin?”
“Sever böyle kalabalığı,” dedi Memet burada olmayan birinin eksikliğini hissettiğini gizlemeden.
“Sence ben bunu tahmin etmemiş miyimdir?” Muzipçe salındı yerinde Nuşen. “Zühre’yi de çağırdım!”
Memet yaslandığı ağaçtan ayrılmıştı. “Hani annesi izin vermezdi?”
“Siz kavuşun diye ağlayıp zırladım. İzni kopardım.” Elini saçına vurup geriye savurdu. “Ya Rabb’ül Alemin nasıl bir görümceyim ben? Altın, gümüş, pırlanta?”
Memet kuzenin omzuna elini atıp çekti yanına. “Fazla havalara uçma. Ne zaman gelecek? Nasıl gelecek? Yol üzerinde alsaydık onu da.”
“Babası da öyle diyordu abi. ‘Kızım minibüse bineceğine Merxas’ların arabasına bin. O aynı kalabalıktır, gir aralarına sığış,’ diyordu.”
“Çok biliyorsun,” dedi Memet Zühre gelecek diye heyecanlandığını gizlemek için. “Şiyar!” diye seslendi ilerideki kuzenine. “Buralar sana emanet beş dakika!”
Şiyar son denileni duymamıştı. Memet yanına gitti söylemek için. O ara Serdal yerinden ayrılmış, arabasını bıraktı yere dönmüştü.
Memet Merxas’ın sevdiği vardı demek ki. Serdal babası öldü diye reşit olduğu gibi evlenmişken Memet Merxas birini sevmiş, onunla buluşmalar ayarlatıyordu.
Bir insan başka birini ne kadar kıskanabilirse o kadar kıskandığını hissediyordu Serdal. Arabasının olduğu yere vardığında genç bir kızın Merxas’ların araçlarının içerisini görmek ister gibi camları kolaçan ettiğini gördü. O an Zühre denilen kızın o olduğunu anlamış, durup izlemişti.
Kahvesi gür saçlarının arasında parıldayan birkaç beyaz telin diğerlerinden daha düz inip kendilerini belli ettiğini hemen fark etti. Kaşları, gözleri, dudakları kalemle çizilmişçesine şekilli, güzeldi. Kahvesinin rengiyle yarışan açık kumral teniyle bir bütündü genç kız. Serdal’ın karısına hiç benzemiyordu.
Serdal hamilelikten şişmiş yüzü gibi ödemden şişmiş bedeniyle her gün huzursuz ettiği için tartıştığı karısını bu genç kızla kıyas etmişti durduğu yerde. Zaten gözünde kararan karısı daha da karanlıkta kalmıştı şimdi. Gözü onu bir daha görmeyecek gibiydi.
Kız arabaların hepsinin boş olduğuna emin olduğunda nereye gideceğine emin olmak için sağına soluna bakıyordu. Serdal Memet’in gelmesinden evvel kızla konuşabileceği bir alan bulma isteğiyle kıpırdandı. “Piknik alanı sağda,” diye seslendi.
Zühre sesini tanımadığı adama dönüp bakmadan başını salladı teşekkür mahiyetinde. Piknik alanının sol tarafta olduğunu bilmeden denildiği gibi sağa döndü.
Serdal kızın biraz ilerlemesini bekledi. Memet Merxas’ın piknik alanından geldiğini görünce ona görünmeden kızın peşine düştü. Kız giderek ıssızlaşan yolda birilerini görme umuduyla ilerlemeye devam ediyordu. Bir tabela gördü. Yolun bir tarafı göle diğer tarafı restoranlara gidiyordu. Piknik alanı olarak gölü seçeceklerini düşündü. O yana dönüp ilerledi.
Bir müddet daha ilerlediğinde göl kenarının yüzmek için ayrılan alanına vardığını fark etti. O alandaki hiç kimse de tanıdık değildi. Kaybolup kaybolmadığını anlamak için durup arkasına baktığında bir adamın onunla aynı anda yürüyüp durduğunu fark etmiş, hemen önüne dönmüştü.
Tedirgince ilerleyip kabalığa yaklaştı hemen. Geri dönmek için ormana tek başına girmekten çekiniyordu. Kalabalıkta kendine en yakın gördüğü yaşlı kadına gülümseyip yanaştı. “Burada piknik alanı yok mu?”
“Sen çok yanlış gelmişsin,” dedi kadın. Güneş gözlüğünü burnunun ucuna indirdi. “Birazdan o tarafa geçeceğim ama. Beklersen gösteririm sana.”
Zühre tek başına gitmektense yaşlı kadınla gitmeyi daha uygun görmüştü. Çaktırmadan ardına baktı aynı adamın orada olup olmadığına emin olmak için. Onun biraz gerileyip ağaçlık alana girdiğini görünce rahatlamıştı. Kadının koluna girecek kadar yaklaştı. “Burada neyi bekliyorsunuz?”
“Turnaların göç zamanı,” dedi kadın. Herkesin elinde fotoğraf makinesi vardı. Turnaların dinlenme alanı olarak bu gölü seçtiğini, gazete ve dergilere haber yapacak olanların burada olduğundan bahsetti.
Memet’le Nuşen’in onu aradığından bihaber kadının yanında durup turnaları bekledi Zühre. Kadın ona diğer kuşlardan turnaların bilimsel olarak neden farklı olduğunu anlatıyordu ara ara.
“Annem anlatmıştı bana turna kuşunu,” dedi Zühre kadına bildiklerini aktarmak için. “Kanadında kırk tane tüy; her tüyünde kırk tane kıl. Kırk kıl, bir tüy; kırk tüy, bir kanat. O kanat kırk gün kırk gece uçar. O kırk sürgünüymüş turnanın. Eşine varana kadarki göç yasıymış aslında. O yüzden kırkı çıkana kadarmış tüm yasların mevsimi.”
Kadın gözlüğünü çıkarıp Zühre’ye baktı. Turnaların kırkla bu tür bir ilişkisi olduğunu hiç sanmıyordu. Bu yöreye ait bir hikayeyse eğer dergiye yazmaya değer diye ilgiyle dinleyecekti.
“Eşini bulunca iki yumurtası olurmuş turnanın. Bir yumurtaya bir turna, öbürüne öbür turna bakarmış.” Kuluçkaya erkek turnanın yatmadığına emin olan kadın kızın anlattığının bir hikâye olduğunu bilerek dinlemeye devam etmişti. “Kırka tamamlanınca iki yavruları olurmuş turnaların. Sonra o iki turna iki yavruyu yuvalarına birlikte taşır, göçleri ancak o zaman bitermiş.”
Uzaktan kuşların gelişi görünmeye başlayınca kamerası olanlar çekime başlamıştı bile.
Zühre yaklaşan kuşların ahenkli uçuşuna bakarken devam etti. ” Biliyor musunuz? Şu kalabalıkta bile hiçbir kuş eşini kaybetmezmiş. Ayrılsalar bile yine birbirlerini bulurlarmış.”
Kuşların göle doğru inmeye hazırlanmasıyla kalabalık yavaşça geriye çekilmeye başlamıştı. Zühre kadının koluna girdi gerilerken düşmemesi için. Kadın gülümsedi. “Seviyorsun herhalde bu hikâyeyi?”
Zühre başını sallarken koşarak olduğu tarafa gelen Memet’i fark etmişti. “Seviyorum,” dedi gülümseyerek. “Mem!” diye seslendi onu görmesi için.
Memet nefes nefese sesin geldiği yöne baktı. Zühre’yi görünce rahatlamıştı. Peşinden gelen Nuşen’e yavaşlamasını işaret etti. Zühre’ye doğru gitti. “Ne işin var burada?”
“Kayboldum,” dedi Zühre Memet’i görmüş olmanın sevinciyle. “Nasıl buldun beni bu kadar uzakta, bu kalabalıkta?”
“Her yerde seni arıyordum,” dedi Memet nefesi düzene girsin diye elini göğsüne koyarken. “Sesini duydum.”
“Turnalar geliyor,” dedi Zühre giderek yaklaşan kuşları gösterip. “Çok güzel değiller mi Mem?”
Nuşen koşmaktan yorulmuş, kendini biraz ötelerinde yere bırakmıştı. Memet Zühre’nin yanına geçip yaklaşan göçmen kuşlara baktı. “Ne yapacaksın sen turnaları?”
Zühre omzunu kaldırıp indirdi. O kadar beklemişken yakından görmek istiyordu sadece. Bir süre sessizce bekledi. İyice yaklaştı kuşlar. Yaklaştıkça heybetleri belli olmaya başladı. Sesleri bir bütün olacak kadar ahenkle yankılanıyor, her birinin sesi bir diğerine duyulacak gibi farklı geliyordu.
Büyülenmiş gibi izliyordu Zühre. Memet’e döndü. Memet’in ona baktığını görünce dirseğiyle dürttü. “Turnaların göç edişine baksana Memet. Nasıl da birlikteler, nasıl da yıkılmazlar.”
“Aşir gibiler,” dedi Memet. Bir savaş meydanında birbirlerini kolluyor gibi her birinin belli bir yeri vardı. Kimse bir diğerinin konumu tehlikeye atacak hızda uçmuyor, bir diğerini unutup yoruldu diye yavaşlamıyordu.
“Turnalar kadar özgür, turnalar kadar birlik olan kimler var ki? Kalabalıkta ne kadar özgür olunabilirse o kadar özgürler,” dedi Zühre. Memet’in dediği gibi bir aşiret dolusu ailelerdiler sanki. “Ama güzeller. Ait olduğu yerde özgür olan her şey güzeldir. Değil mi Mem?”
“Güzeldir Zühre,” dedi Memet. Zühre kuşların inişini görsün diye bir süre daha beklemeye karar verdi.
Turnalar nihayet göle indiler. Hepsi açtı. Göldeki balıklarla besleneceklerdi. Yemek savaşı başladı. Uçarken bir arada olan kuşlar yemeğe sıra gelince birbiriyle yarışmaya başlamıştı. Gölün içinde hunharca bir kavga başladı. Su dalga dalga coşmuş, kalabalığın ayak uçlarına kadar gidecek olmuştu.
“Gidelim?” diye sordu Zühre kuşların asıl büyüklüğünü fazla yakından gördüğünü düşünürken.
“Korktun mu?”
“Yok,” dedi kendini bile inandıramayacak bir ifadeyle. “Kuş dediğin yem yiyecek büyüklükte olur. Bunlar kocaman hayvanmış.”
Zühre’yi hâlâ duyan kadın gülmüştü. “Annen bundan bahsetmemişti sanırım.”
“Annem de görmemiştir turnaları.” Memet’e baktı. “Bunlar doymazsa bizi de yemezler mi?”
Bu kez Memet gülmüştü. Öyle bir gülmüştü ki Nuşen oturduğu yerde başını geriye çevirip neye güldüğünü bilmeden gülmüştü onlara. “Hadi kalkın gidelim.”
“Gülme,” dedi Zühre kalabalığın arasından Memet’le sıyrılırken. “Bu kadar korkutucu görüneceklerini bilmiyordum. İnsan boyunda bunlar.”
Memet Nuşen’in yerinden henüz kalkmadığını görünce kalabalığın içine geri döndü yerden kaldırmak için. Memet’le Nuşen’i bekleyen Zühre ilk ardında kuşun cıyaklamasını duymuştu. Omzu üzerinden dönüp bakacağında ise kuşlardan birinin ona sandığından çok yaklaştığını fark etmiş, kuş ikinci kez cıyaklamak için gagasını açtığında ondan evvel çığlığı basıp yere kapanmıştı. “Memet!”
“Zühre!” Memet yerden aldığı taşı fırlatarak turnayı korkutup geri çekilmesini sağlarken Zühre’nin yanına çökmüştü. “Bak bana!”
Zühre uzaktan görüp sevdiği o dev kuşun aslında ne kadar tehlikeli ve korkutucu olduğunu bu kadar yakından deneyimlemeye hazır değildi. Çöktüğü yerde birbirinin üstüne binmişti sanki kemikleri. Memet’in bacaklarına doğru bıraktı kendini ona sığınır gibi.
Memet üzerindeki hırkayı çıkarıp kızın sırtına bıraktı. “Gitti. Korkma. Gitti.”
Nuşen de Zühre’nin yanına çömelmiş nasıl olduğunu soruyordu. “Bir daha turna görmek istemiyorum,” dedi Zühre. Nuşen’in koluna girip ayrıldı oradan. Piknik alanına döndüklerinde Hozan’ın şarkılarıyla ancak korkusunu unutmuştu.
☀️☀️☀️
Piknik sonuna kadar arabada bekleyen Serdal, dönüş yolunda Memet’in arabasının peşine düşmüştü. Araba konaktan evvel bir evin önünde durmuştu. Zühre’nin orada yaşadığını anlayınca Memet’in peşini bırakmıştı. Mahallenin içindeki fotoğrafçının önüne park etti arabasını. İçeri girip kardeşinin bir resmini alacağını söyledi. Adamın fotoğraf arşivini açmasını istedi. Zühre’nin ailesinin fotoğrafına kadar pek çok kişiyi es geçmişti. Onlarda durdu. Fotoğrafçı o resmin daha evvel alındığını söyleyince üç katı para verip kopyasını çıkarttı.
Arabasına geçip ailenin kalanını kopardı iki yandan. Bir tek Zühre’yi bıraktı sağı solu parçalanmış halde.
Memet Merxas hakkı olan mutluluktan fazlasını almayacaktı. Serdal ise hakkı olduğunu düşündüğü erkek evlada sahip olmak için Zühre’yi alacaktı.
İkinci evliliğini yapmak istediğini abisine söylemek için doğruca eve sürmüştü Serdal. Evin önünde gittiği zamanın aksine bir kalabalık toplanmıştı. “N’oluyor burada?”
“Bebek mor olmuş,” dedi Bahoz topunu bahçe duvarına vururken. “Miraz dayıyla babam hastaneye götürdü.”
Kalabalıktan birileri gelip ona bebeğin doğumdan birkaç dakika sonra ağlamayı kesip morardığını anlatmıştı. Avucunun içindeki fotoğrafı cüzdanının içine sıkıştırıp hastaneye sürdü Serdal. Acile vardığında tanıdığı herkes buradaydı.
“Neredesin lan sen?” diye bağırdı Miraz sinirle.
“Ne oldu?” diye sorarak yanlarına yaklaştı Serdal. “Bebeğe ne olmuş?”
“Madem evdeydiniz ne diye doğum için hastaneye getirmediniz?” diyerek çıkıştı Miraz Yaman. Biraz ötede ablasının yanında tekerlekli sandalyede yarım yamalak oturarak ağlayan geline baktı. Daha çok sinirlendi. “Köyde mi yaşıyorsunuz siz hâlâ? Hastane yüzü mü görmemişsiniz?”
“Bese*(Yeter)” dedi Bedri huysuzca. “Ne gerekse bakacak doktor şimdi.”
Serdal annesinin olduğu tarafa geçti. Doğumdan sonra ne olduğunu, nasıl olduğunu anlamaya çalıştı. Karısı ona o güne kadar bakmadığı bir nefretle bakarken başka bir şey soramadan uzaklaşmıştı Serdal.
Biraz sonra doktor geldi yanlarına. Serdal’ın eşi sandalyeden kalkmaya çalıştı bebeğinin durumunu sormak için. Soramadı. Doktorun elinden geleni yaptığını söylemesinden sonrasını duyamadan kendini bıraktı sandalyeye. Bağırarak ağladı.
Serdal birinin onu ittiğini biliyordu ama şoktan kim olduğunu ayırt edemiyor, tek kelime edemiyordu. Kadınların bağırdığı, erkeklerin doktoru sorguladığı o anda bebeğin babası olarak hiçbir şey sorup yapamadı. Acil kapısından kendini dışarı attı. Eli cebindeki sigara paketine gittiğinde cüzdanını da çıkarmış, içine tıkıştırdığı resmin cebinde kıvrılmış köşesine bakmıştı.
Doğan bebeği kız diye kabullenemediği için cezalandırılmış mıydı? Ceza gibi gelmiyordu Serdal’a. Karısını yeni doğum yapmış halde bırakıp başka bir kadınla evlenmenin planını yaptığı için uyarılmış mıydı? Belki bir parça bu olabilir gibi geliyordu ona.
Yaptığı ihmalden bebek kaybetmiş olamazdı. Bu bir uyarı olmalıydı ona. Belki giden bebeğin yerine karısı ona bir oğul verecekti. Evliliğine bir şans daha vermesi gerekti. Şu an çocuk kaybetmiş gibi hissetmiyordu. Olsa olsa bir şans daha kazanmıştı.
☀️☀️☀️
Memet Merxas evlenmişti. Evlendiği kız, sevdiği kız değildi. Sebebini anlamamıştı Serdal. Zühre’nin Memet’in aşiretinden biriyle evlendiğini duyduğunda daha çok şaşırmış ama yine anlamamıştı.
Demek ki Memet de o derece bir mutluluğu hak etmiyordu. Serdal’a oğlan çocuğuna sahip olma şansı verilmiş ama Memet’e sevdiği kadını alma şansı verilmemişti. Adil olduğunu hissediyordu. Memet’in mutsuzluğu Serdal’a iyi geliyordu.
Akşam eve vardığında hamile karısına sorduğu ilk şey doktor kontrolünde bebeğin cinsiyetinin öğrenilip öğrenilmediğiydi.
Aysel bebeğin cinsiyetini geçen kontrolde öğrenmiş olmasına rağmen Serdal’a güvenmediğinden bu defa da göremediklerini söylemişti. Doğuma kadar yine saklayacaktı kızını. Zaten Allah’ın onu hem erkek çocuk vermeyerek hem de erkek çocuğu doğurmasını isteyen Serdal’a mahkûm ederek cezalandırdığını düşünüyordu. Tek istediği bir oğlan doğurup kocasının baskılarından kurtulmaktı. Bu sayede Aysel de kızlarını alıp bir köşede rahat bir nefes alabilecekti. Fakat olmuyordu. Elinde değildi. Müdahale edemiyordu. Ailesinin onu kızlarıyla kabul etmeyeceğini biliyor, Serdal’dan ayrılamıyordu. Aldatıldığını söylese bile ailesi orada kalmasına devam etmesini söylüyordu.
Kocasının cüzdanından para alacağı vakit bir kızın resmini görmüştü Aysel. O kızla aldatıldığını düşünüp koşup görümcesine göstermişti hemen. Dicle ne kadar dikkatle bakmışsa da tanıyamamıştı resimdeki kızı. Yakınlarından biri olsa abisinin görüştüğü olduğundan emin olacaklardı. Zühre’yi hiç görmediklerinden takıntı yaptığı biri olduğunu düşünmüşlerdi.
Aysel Serdal’dan zaten nefret ediyordu. Üstüne bir de Zühre’nin resmini görmüş, iyice soğumuştu. Öyle ki artık bir oğul doğurup kurtulmak bile istemiyordu. Serdal kalkıp fotoğraftaki kızı üzerine kuma getireceğini söylese; tek kelime etmeyecek, çocuklarıyla ayrı bir odaya geçip bir daha suratına bakmayacaktı.
Bilmediği şey resimdeki kadının çoktan evlenmiş olduğuydu. Kerem adında bir oğlan doğurmuş ama o kadın da muradına erememiş, mutsuzdu. O kadının sevdiği adam başkasıyla evlenmişti. O adamın da karısı hamileydi. Mir adında bir oğul doğuracaktı. Ama o kadın oğlunu göremeyecekti.
☀️☀️☀️
Serdal’ın kulağına Merxas’ların kurban kesip dağıttığı gelmişti. Sebebini öğrenmesi zor olmadı. Memet Merxas’ın bir oğlu olacaktı. Zühre Uçar da bir oğlan doğurmuştu geçenlerde. Serdal’ın karısı ise doğuma haftalar kalmasına rağmen bebeğin cinsiyetini bile öğrenemiyordu.
Doğuma kadarki birkaç haftası huzursuzlukla geçmişti Serdal’ın. Aklında sürekli Memet’in oğlu olacağı dolanıyordu. Nihayetinde karısının sancıları tuttuğunda bebeğin erkek olma ihtimaline karşı, başına bir şey gelmemesi için hastaneye götürmüştü bu kez. Beklediği birkaç saatin sonu onu bildiği yere getirmişti yine. Üçüncü bebek yine kızdı.
Dicle yengesine refakat için o gece hastanede kalacağında Serdal eve geçmiş, tüm gece uyumamıştı hırsından. Memet’in karısının da doğum için sürekli hastaneye gidip geldiğini duyuyordu. Çok sürmeyecek, o oğlanı doğuracaktı kadın. Serdal’ın karısı kız doğurmaktan başka bir şey bilmiyordu.
Serdal’ın başka bir kadına ihtiyacı vardı. Erkek doğuracağına emin olduğu biri olmalıydı. Aklı cüzdanında fotoğrafı eskiyen Zühre’den başkasına gitmiyordu.
Zühre, İshak Uçar’la evliydi. Gözünde İshak Uçar, Memet Merxas kadar kıskanılası bir adamdı şimdi. Kız kardeşi yoktu. Kızı yoktu. Karısı Zühre’ydi. Zühre ona oğul vermişti.
Serdal düşündükçe uyuyamıyordu. Uykusuz gecesinin üstüne karısı Aysel yeni bebekleriyle eve dönmüştü. Sürekli ağlayan bebek sinirlerini daha da geriyordu. Odasından çıkınca koridorlarda koşuşturan kızlar moralini bozuyordu. Tüm bunlardan sonra tek erkek olarak Bahoz’u gördüğünde onun da kendi oğlu olmaması boğulmasına sebep oluyordu.
Salona geçip herkesten uzakta oturmak istemişti. Kardeşi Dilaver yeni doğan yeğenini görüp inmiş, abisini tebrik edecekti. Serdal’ın mutsuzluğunun nedenini anlayınca bebek mevzusunu çevirmişti. Kendi eşi de hamileydi. Daha bebeğinin cinsiyetini öğrenememişti ama bir ihtimal onunkinin de kız olacaksa Serdal’ın kızlarından daha güzel olacaktı. Onun genlerinde bir kızın her iki abisinin genlerini sollayacağıyla ilgili espriler yaparak abisini güldürmekti niyeti.
Serdal ona da sinirlendi. Dilaver’in eşi erkek doğurursa aileye bir erkek daha girdi diye sevinecek, onun değil diye içini huzursuz edecekti. Kız olursa ne kadar tatlı, güzel ve akıllı olduğu umrunda olmayacaktı.
Abileri Bedri de salona girdiğinde Serdal sonunda uzun zamandır düşlediği hususu konuşmak için salonun kapısını kapatmıştı. “Bize erkek doğuracak kadınlar lazım.”
Bedri duyduğuna şaşırmamıştı. Serdal’ın kendi kızlarını ihmal etmesinden, doğan bebekle yine ilgilenmemesinden böyle bir şeyle geleceğine hazırlıklıydı.
Dilaver ise şaşırmıştı. “Abi yengem yeni doğum yapmış. Böyle bir şey…”
“Yengen bana farklı bir şey getirmemiş!” dedi Serdal kardeşinin sözünü bölüp. “Memet Merxas’ın düğününde dağıttırdığı etler milletin buzluğunda, daha pişmemiş. Karısı erkek doğurmak için hastane hastane dolanıyor.”
“Erkek ha,” dedi Bedri sadece. Serdal’ın Memet’i kafaya taktığından haberdardı. Bu kadar peşine düştüğünü bilmiyordu sadece. “Bizi alakadar eden bir şey yoktur.”
“Nasıl yoktur?” dedi Serdal hiddetle. “Devran köpeğinin soyuna bir erkek daha…”
“Devran başkadır Memet başka!” dedi Bedri sabah sardığı tütünlerin metal kabını cebinden çıkartırken. “Devran’a alacak temiz nefes yasak! Diğerleri gözümde adam bile değildir.”
“Miraz aklınızı dolduruyor!” diye çıkıştı Serdal. “Devran bizden kan dökmüş diğerleri meclise bile girmemiş diyor. Biz de o dedi diye kabul mü edeceğiz? Devran o meclise silahı Memet sayesinde sokmuşsa?”
“Lan!” diyerek yerinden kalktı Dilaver. “Babama çekilen silahı o Memet verdiyse…”
“İhtimali bile olsa dışarıdayken haklamaz mıydım sanıyorsunuz?” diyerek yerinden kalktı Bedri. Sigara yakmak için dışarı çıkmadan son sözünü söyledi kardeşlerine. “Devran’ı bekleyin. Onun özgür olduğu gün öldüğü gündür.”
Serdal abisinin ardından bir süre susmuştu. Haklı olduğunu düşünüyorsa da yaşadıklarını hazmedemiyor, yaşayamadıklarının peşine düşüyordu.
“Memet’in de bir parmağı vardır,” dedi Dilaver’e. “O Memet’e gün yüzü göstermemek gerek.”
“Nasıl parmağı var?” diye diklendi Dilaver. Konu babası olunca onu kaybettiği zamanki haline bürünüyordu. O zamanki çocuk olup abisinin ardına geçiyordu. “Bildiğin bir şey varsa söyle abi! Nefes aldırmayalım hiçbirine!”
Serdal anladı ki Memet’in üzerine gitmek istese onun ardında ancak Dilaver duracaktı. Dilaver’in de bir kanıta ihtiyacı vardı. Düşündü Serdal. Düşünürken Memet’e olan kini de dile geliyordu. “Bizde Bahoz’dan beridir oğlan doğmamış. Memet evlendiği sene oğlan alacak kucağına.”
“Bize ne abi?” dedi Dilaver, umurunda değildi kimsenin çocuğu.
“Ne demek bize ne?!” diye çıkıştı Serdal. “Bize bir şey olsa Merxas’ların erkeklerine karşılık bunca kızı kim savunacak? Bahoz’a bir şey olsa neslimizi kim devam ettirecek?”
Böylesi Dilaver’i düşündürmüştü birkaç saniye. “Daha genciz abi,” dedi sonunda. O da yeni evliydi. İlk çocuğunu kucağına almamıştı daha.
“Genciz,” dedi Serdal aksini söyler bir sıfatla. “Durmadan kız doğuran kadınlara mahkûm etmişiz kendimizi.” Elini yüzünde gezdirdi. Sürekli aklını talan eden sözü söyledi yine. “Erkek doğuracak kadın gerek.” Sonra bunu kanıta döktü işte. “Bak dedeme! Baktı erkek nesli devam etmeyecek, tehlikeye düşecek, hemen Miraz’ın anasını getirdi. Kadın duldu, oğlu için kumalığa da razı oldu, kendiyle aileye erkek de getirdi.”
“Dedemin oğulları yaşamadı ki?” dedi Dilaver ne işe yaradı ki der gibi.
“Orası eceldi. Ama eve erkek doğdu.” Elini koltuğun kolçağına vurdu. “Bak bugün dedemin mirasını Yaman soyadını sahip diye kim yiyor?” Aynı yere vurdu birkaç kez. “Yaman kızlarının başında kim duruyor? Aşiretin başında abimden, benden küçük olmasına rağmen kim büyüklük ediyor? Aç gözünü Dilaver! Oğlu olan aileyi yönetiyor! Yarın…”
Sözüne devam etse az kalsın oğlu olmadığı için her şeyin abisi Bedri’den Bahoz’a kalacağını söyleyecekti. Abisini bile kıskanacak duruma düştüğünü ayan edecekti. Susturdu kendini. “Bize de oğlu olan dul kadın gelmeli belki. Hem oğlan doğurur hem oğlunu soyumuza katar.”
“Sen bilirsin abi,” dedi Dilaver konu hakkında başka da bir şey demek istemeden. Fakat dayanamadı. Bu konuda bu kadar ısrarcı olmasının bir sebebi olup olmadığını öğrenmek istedi. “Var mıdır bildiğin dul bir kadın?”
“Yok,” dedi Serdal koltuğun köşesini sıkarken. Zühre’nin oğlu vardı ama kocası yaşıyordu. Belki İshak bir şekilde ölse…
Elini kaldırıp yüzünde gezdirdi Serdal yine. Kardeşine baktı. Onun desteğini alıp Memet Merxas’ı ortadan kaldırsa rahatlayacaktı. O sırada karısı da ayaklanır, üzerine kuma geleceğini öğrenirdi. Tabii Zühre’nin de dul kalmış olması gerekecekti.
“Memet Merxas’ın babamın ölümünde parmağı var,” dedi derin bir sessizliğin ardından.
“Nasıl?” diye bağırarak ayağa fırladı Dilaver. “Bildiğin bir şey varsa söyle!”
“Silah,” dedi Serdal aklına bir tek o gelince. Devamını uydurdu. “Devran içeri girmeden evvel Memet’le konuşuyordu. Elinden bir şey alıp ardına gizler gibi olmuştu.” Dilaver’in gözü ardına dek açıldığında Serdal doğru yerden gittiğine emin olmuştu. “O zaman anlamadım. Şimdilerde kafama yatıyor. Silahı Memet soktu o meclise!”
“Lan ben o orospu çocuğunu..!” diye hiddetlenip bir şeyleri parçalamaya başladığında Dilaver’in eşi Selma sese koşmuştu. Dicle ile Dilaver’i tutmaya kalkmışlardı.
“Sakin ol,” dedi Serdal yerinden kalkıp. “Planlı gidelim. Memet’ten intikam için…”
“Abi bunca sene gözümüzün önünde yaşamış şerefsiz! Ne planı?” dedi Dilaver tüm fevriliğiyle. “Yolunu kesip kurşuna dizmek gerek!”
Dicle’yle Selma duyduklarıyla sarsılmışlardı. Dicle mutfağa koşup güvendikleri tek adamı, dayısı Miraz Yaman’ı aramıştı hemen.
Selma ise doğrudan üst kata çıkıp Aysel’in bebeğinin üzerine okuyan kayınvalidesini durumdan haberdar etti. Serdal’ın kocasını doldurup kıyım çıkaracağından haberdar etti. Yaşlı kadın seneler evvel kocası Kudret’i kaybettiği gibi oğullarından birini de kaybetmek korkusuyla aşağı koşmuştu.
Dilaver olduğu yerde duramıyordu. Evlere sığamıyordu. Kadınlar onu tutmak için ne söylerlerse söylesinler oturamıyor, evden çıkmaya çalışıyordu. En sonunda Miraz’ın geleceğini duyunca kendini arabasına atıp evden ayrılmıştı. Tek hedefi vardı; Memet’ti. Onu nerede yakalar ne yapar bilmiyordu. Şirkette olacağını sandı. Oraya sürdü. Arabası orada değildi. Karısını hastaneye götürdüğünü öğrenince oraya sürdü, yetişemedi. Memet Merxas o akşam üzeri evine karısıyla sağ salim vardığında Dilaver bir sokak kenarına çektiği aracın içerisinde kuduruyordu.
Telefonu durmadan çalıyordu. Annesinin yalvar yakar peşine taktığı dayısı Miraz’ın onu durduracağını bildiğinden aramalarını açmıyordu. Karısı sürekli mesaj atıyor, korktuğunu söyleyerek onu eve çağırıyordu. Dilaver mesajlara dönmüyordu bile. Tek düşündüğü babasını vuran silahı barış meclisine sokan Memet Merxas’tı. Ona bu gecenin sabahını dar edecekti.
İlk kendine dar etti o geceyi Dilaver. Serdal’dan başka kimsenin aramasına cevap vermedi. Sabaha karşı Serdal abisinin telefonunu açtı. Ona Memet’i evinden çıktığı gibi vuracağını söyledi. Serdal evin kapısında vurursa oradan uzaklaşamayacağını söyledi. Memet’in şirkete giderken kullandığı yolu da aracını da çok iyi biliyordu. Dilaver’e birkaç saat sonra o arsaların önünde buluşmaları yönünde yemin verdirdi. O birkaç saatte evdekilere haber vermeden çıktı. Birkaç silah aldı yanına. Gün giderek doğarken sonunda Memet’i kana boğacak olmanın hayaliyle baştan başa sarıldığını hissediyordu. Gölün etrafından dolanmak yerine içinden geçti. Buradaki çalgılı piknikleri dün gibiydi gözlerinin önündeydi.
Zühre’yi hatırladı. Durup ona neredeyse yaklaşacağı yere vardı. Hatıra olarak toplanıp satılan turna kuşu kanatlarının hepsini satın aldı. Bir not yazdı. Memet’in babasının eline ulaşması üzere şirkete yolladı. Not oraya vardığında Memet’in damarında kan kalmamış olacaktı. Birkaç tüyü de cebine koymuştu Serdal. Haberi alan Zühre’ye bir sürpriz yapabilirdi yarın öbür gün. Yakın zamanda onun kocasıyla da ilgilenecekti çünkü.
Dilaver’in yanına vardığında keyfi yerindeydi. Fakat kardeşi öyle değildi. Dilaver saatlerdir uyumamışlığının üzerine ne bir şey yemiş ne de içmişti. Hayal meyal hatırladığı babasıyla birkaç anıdan fazlası gözünde canlanmıyordu ya hatırlamaya çalıştıkça daha da hırslanıyordu. Elinde hazır beklediği silahla milim kıpırdamak istemiyordu yerinden.
“Sakin ol,” dedi Serdal onun aksine nihayet rahatlayacak bir coşku içinde. “Ben seninleyim. Birlikte halledeceğiz.”
İçindeki alevi dindirmedi Dilaver’in. Yine de abisine güvenmek yorgun haline bir nebze iyi gelmişti. Otuz dakikaya yakın beklediler. Tam Memet Merxas bugün işe gitmeyecek mi diye düşünecekleri anda arabası ileriden görünmüştü.
“Yalnız değil gibi,” dedi Dilaver yorgun gözlerini kısarken.
“Şoförüdür. Kes önlerini,” dedi Serdal. Dilaver aracı anında arabanın önüne kırdı. İkinci defa düşünmeden silahlarını çektiler. Şoförün silahı olma ihtimaline karşı ilk ona sıkmak için üst üste ateş etti Dilaver.
O sıra Memet’in arkada olduğunu düşünen Serdal camdan sarkıp oraya sıkmıştı silahlarının birinin şarjörü boşalana dek.
“Ölmüş müdür?” dedi Dilaver arabadan hiç karşılık gelmeyeceğini anladığında durarak.
“Emin olalım!” dedi Serdal arabadan inip. Dilaver ondan önce gidip arka kapıyı açtı. Silahını tedbir olarak kaldırdığında gördüğüyle eli boşalmış, silahı yeri bulmuştu.
Arabada şoförden başka erkek yoktu.
Arkada bir kız vardı. Nuşen’di. Avucunda telefonu, Civan’a yarım kalacak mesajını yazarken gözleri açık kalacak halde can vermişti.
Bir diğer kadın ise eğildiği için göğsünden karnına kadar atan kanla nereden vurulduğu belli değil, henüz yaşıyordu.
Kapısı açılınca tek elini karnından kaldırmadan diğer elini uzattı Belkıs. “Hamileyim! Yalvarırım dokunmayın! Hamileyim!”
“Abi!” diye bağırdı Dilaver. Serdal’a döndü. “N’aptık?! Biz n’aptık?!”
Serdal zoraki yutkundu. Daha silahını indirmemişti. Karşısında Memet yoktu. Bunun şoku içindeydi. O şoka rağmen şeytan kulağına fısıldamaya devam ediyordu. ‘Karısı erkek doğuracak!’
Silahı henüz indirmemişti Serdal. Belkıs yanındaki Nuşen’e seslenip ağlamaktayken; Serdal diğer silahının şarjöründeki son birkaç kurşunu sıkarsa Memet’e değilse bile oğluna sıkmış olabileceğini düşünüyordu.
Dilaver abisinin şoktan silahı indirmediğini sanıyordu. Önüne geçip bağırdı. “Abi! Kadın yaşıyor! Bir şey de! Ambulans mı çağıralım? Hastaneye götürelim? De bir şey, yapalım! Abi! Kafam çalışmıyor!”
“Olmaz,” dedi Serdal. “Gidene kadar zaten ölür.” Dilaver’i arabaya doğru ittirdi. “Bin!”
O sıra Nuşen’in yarım kalan mesajının üzerine bir arama düşmüştü. Memet arıyordu. Kendi ölüm haberi şirkete ondan evvel gitmiş, Memet Merxas’a ulaşmıştı.
Belkıs onu vururlar korkusuyla telefonu uzandı elini karnından çekmeden. Kocasına olanları anlatmaya başladı. O ana dek sızısına rağmen Dilaver’in pişmanlığından dolayı kurtulacağına dair küçük de olsa bir inancı vardı. Ta ki Serdal kardeşini ikna edip arabanın kapısını Belkıs’ın suratına kapatıp kaçana dek. Kan kaybettiği için yerinden kalkamıyordu Belkıs. Arabadaki kimse yaşamıyordu. Dışarıda yardım edecek kimsesi yoktu.
Öleceğini anladı Belkıs. Memet’le son sohbetinin onu kıskandığı an olmasından pişman oldu. Oysa bugün gideceği hastanede sonunda normal doğum diretmelerini bırakıp sezaryeni kabul edecek, yatışı yapmak için kocasını çağıracaktı. O zaman Memet her zamanki gibi tartışmaları devam ettirmemek için hiçbir şey olmamış gibi davranan taraf olacaktı. Belkıs da sabah söylediklerini unutup oğlunu kucağına almak için kısa bir uykuya dalacaktı. Bir ömür uzak kalmayacaktı. Kaybettiği kan onu hayattan almayacaktı. Mir’ini kucağına alacaktı.
Ondan bu hakkın neden alındığını bile anlamıyordu. Düştüğü pusunun Memet için olduğunu bilmeden bile silahlı adamlar varken gelmesini istemedi. Adamlar gittiğinde ise kaldığı yalnızlıkta öleceğini kabullendi. Ardına yaslandı. Memet’e veda edebileceği o birkaç dakikada canı ne kadar yanarsa yansın susmadı.
Memet’e ne kadar veda edebilirse etmek istedi. Tüm sözlerini söylediğini düşündü. Yeterli gelmedi. Çünkü ölmek istemiyordu. Karnının içinde deli gibi kıpırdanan bebeğini kucağına almak istiyordu. Ona da mı veda etmesi gerekti? Doğuramadığı bebeğe nasıl veda edeceğini bilmiyordu. Konuşmaktan da yorulmuştu. Elindeki telefon canı çekilen kolundan koltuğa düştüğünde Memet bir şeyler diyor, Civan son mesajına gelmeyen cevap yüzünden telaşlanmış, art arda mesajlar atıyordu.
Ne Memet ne de Civan bir daha cevap alamayacağını henüz bilmiyordu.
Bedenini bir titremenin almasıyla kendini koltuğa bırakmıştı Belkıs. Dikiz aynasından şoförün alnının ortasından vurulduğunu görüyordu. Korkuyordu. Yüzünü ondan alıp yanına çevirdiğinde Nuşen’in hâlâ yaşıyormuş gibi açık gözlerini görüyordu. Ondan korkmuyordu. Nuşen’le rahattı. Gelin olduğundan bu yana eve yabancılık çekmediyse bu kızla yaptığı arkadaşlıktandı. Gelin olmanın sorumluluklarını ona destek olarak azaltmıştı.
Belkıs Nuşen’i o gün yanına aldığı için de pişman oldu. Memet koca adamdı. Onsuz da yaşardı elbet. Evi ayakta tutmak zorundaydı. Ama Nuşen daha Belkıs’ın tattığı kadar bile olsun bir mutluluk tatmamıştı. Civan’ı seviyordu. Daha aileleri bilmiyordu. Kaçak göçek konuşmalar, birbirlerini görmek için uydurdukları bahaneler, hiç ölmeyecekmiş gibi verilen vaatler… Nuşen hiçbirini gerçekleştirememişti. Yine Belkıs kendini rahat hissetsin diye onunla gitmiş, kendini en sona koymuştu.
Belkıs Nuşen’in elini tutmak istedi. Vurulduğu göğsünün olduğu taraftaydı, içinde can kalmayan kolunu kaldıramadı. Nuşen’e bakarak kapadı gözlerini. Karnının üzerinden kaldırmadığı eliyle kendinden geçene dek Mir’in hareketlerini hissetti. Oğluna veda edemiyordu ama oğlu ona veda etmek için durmadan çırpınıyordu içinde.
Bilincinin son demlerinde hâlâ hissettiği kıpırdanmalar tek mutluluğuydu. Edebildiği tek dua Memet’in Mir’i yaşatması olacaktı. Çok uzaktan bir yerden ambulans sesiyle korna seslerini birbirine karışmış duyarken duasının kabul olacağını hissederek azaldı titremeleri. Karnındaki eli de boşluğa düşerken bir kez daha dile geldi yüreği. Bebeğinin annesiz kalmamasını diledi.
Yaşayacağına dair en ufak bir umudu yokken bile istedi Belkıs. Mir’in annesizliği tatmamasını diledi.
☀️☀️☀️
“Kurtulmuş mudur?” diyerek sağa sola gidip geliyordu Dilaver. “Karnındaki bebek bile olsun birinden biri kurtulmuş mudur?”
Serdal bir eli ağzına kapanmış halde susuyordu. Yorum yapacak bilgisi olmadığından değildi suskunluğu. Yaşıyorlarsa bir kârları olur muydu diye düşünüyordu. Şoför ölmüştü. Umrunda bile değildi. Kız ölmüştü. Devran hapiste kendini yiyip bitirse bile çare etmeyecekti. Ama hamile kadına olacak olan Memet’e dokunuyordu. Kadın yaşasa belki bir daha doğuramazdı ama bebek yaşarsa Memet her şeye rağmen oğlan babası olacaktı.
Bunca ölümden sonra bile Serdal’ın tek düşündüğü buydu.
“Keşke biz alıp götürseydik hastaneye,” dedi Dilaver pişmanlıkla. Onun da karısı hamileydi. Böyle bir halde düşmanı olsa insan ardını dönüp gitsin istemezdi. “Seni dinlemeyecektim! Biz götürecektik kadını hastaneye. Yarasına bastıracaktık. Kan kaybetmezse hem kadın hem bebek…”
“Yeter!” diye bağırdı Serdal sonunda. “Memet de sana madalya mı takacaktı? Elindeki kan kanamasını durdurmak için bile olsa seni hoş mu göreceklerdi?”
“Masum birileri ölmeyecekti,” dedi Dilaver tüm hırsı düştüğü anda. Aklı başına öfkesi dinince gelmişti. Kendine kızmaya başladı. Miraz dayısı gelmeden evden çıkmasaydı böyle olmazdı. Dilaver’i vazgeçirebilirdi Miraz. Yahut Bedri’nin aramalarından birini açıp babasının intikamını alacağını söyleseydi her şey çok başka olurdu. Serdal’dan başka biri yanında olsaydı Dilaver böylesi bir katliama gitmezdi.
“Senin yüzünden,” dedi olduğu koltukta elleriyle yüzünü kapatırken. “Senelerce sustun sustun adamın baba olacağını vakit mi babamın katillerinden biri olduğunu söyleyeceğin tuttu?!”
Serdal sessiz kalmamak için bir şeyler geveledi. “Susmadım. Ben… Söyledim o zaman da. Ama Devran’dan başka suçlu kabul etmek istemediler mi, bilmiyorum. Sana değilse diğerlerine demiştim ben.”
Dilaver artık neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmiyordu. Aklında hamile karısıyla daha doğmamış bebeği dönüp duruyor, arabada onu vurmaması için yalvaran kadın gözünün önünden gitmiyordu. “Ben öne sıktım,” dedi vicdanını susturmak için. “O şofördür diye arkaya sen sıktın.”
“Kurşunun nereye isabet ettiğini nereden biliyorsun?!” diye bağırdı Serdal suç üzerine kalmasın diye. Yerinden kalktı. “Yolu kesen araba senindi. Lastik izi bıraktın! Arabaya dokunan sendin! Parmak izi bıraktın! Allah bilir kurşunlar da silah da senin üzerine kayıtlı olandır?”
Öyleydi. Memet’i öldürmek intikamını almak olacaktı. Kayıtsız silah bulması gerektiğini akıl edecek halde değildi o an.
“Benim orada olduğuma dair tek iz varsa bulur sildiririm ama senin bıraktığın izleri nasıl sileceğiz aptal?!”
Dilaver işin aklanma kısmını da düşünmemişti. “Memet Merxas beni yaşatmaz,” dedi farkındalıkla.
“Dur daha ben buradayım,” dedi Serdal. Durmadan çalan telefonunu çıkardı. Miraz’ın aradığını görünce eliyle ses çıkarmamasını işaret verip açtı. Dilaver’in yanında değilmiş de olanları ilk defa duyuyormuşçasına bir ilgiyle dinledi. Miraz Dilaver’in kaldığı yeri bulmuştu, buraya gelecekti.
Serdal telefonu kapatınca ayağa kalktı. “Ben buraya yeni geldim. Seninle değildim,” dedi alelacele. Miraz’ın arkasını sağlamdı. Dedesinin bıraktığı bir saltanatta tek erkek Yaman olarak hepsinden güçlüydü. Yerlerini bulduğu gibi Memet’ten evvel de işlerini bitirirdi. “Hata ettim de. Ağla, yalvar, karım hamile de. Miraz seni saklarsa kimse bulamaz.”
Dilaver bir anda yalnız kalacak gibi hissedince ürkmüştü. “Beni bırakacak mısın?”
“İkimizin birden hata ettiğine inanır mı? Hem… Ben seni savunacağım. Suçlu tarafta olursam savunamam.” Dilaver’in endişesini görünce yanına varıp omuzlarından tuttu. “Benim adımı verme ki Yaman ardında durmazsa seni kaçırabileyim.”
“Dayım bıraksa Merxas’lar bırakmaz beni,” dedi Dilaver.
“Gürcistan’a kaçırırım. Ruhları duymaz.”
“Çakal bulur,” dedi Dilaver ruhsuzca. “Miraz dayımla aynı masanın adamı. Beni dayımdan başka kimse Çakal’ın elinden kurtaramaz.”
“O zaman Miraz’ı ikna ederim,” dedi Serdal inatla. “Sen yeter ki hata ettim, masumum de. Tektim ya da yanımda bir arkadaşım vardı kaçtı de. Benim adımı verme!”
Dilaver hüsranla baktı abisine. “Hani yanımda duracaktın?”
“Seni kollamak için,” dedi Serdal son çare. “Benim üç kızım var. Onları perişan edemem Dilaver. Ama seni kaçırırsam karını da gittiğin yere gönderirim peşinden.”
“Karım hamile,” dedi Dilaver.
“Olsun. Orada doğurur ya da doğurunca getiririm. Sen bana güven kardeşim.”
Miraz Yaman’ın arabası yazlığın bahçesine süratle daldığında Serdal kardeşinin omuzlarını sıkmıştı. “Seni kollayacağım. Sen de beni kolla.”
Dilaver başını salladığında kapıları bir anda açılmıştı. Serdal önüne geçtiği gibi konuştu. “Arabadakini Memet sanmış. Bilmeden…”
Yaman Serdal’ın çenesine külçe gibi kaldırdığı yumruğunu indirip kenara itti. “N’aptın lan sen?” diyerek Dilaver’i yakaladı. “Ne bok yedin haberin var mı?”
“Hepsi öldü mü?” diye sordu Dilaver korkuyla.
Miraz o sinirle duvara çarptı Dilaver’i. Küfürler ederek durmadan duvara çarptı. Dilaver hata ettiğini söyledi. Memet olduğunu sandığını söyledi. Kadınları görünce korktuğu için kaçtığını söyledi. Ama Serdal’ın orada olduğunu söylemedi. Abisini ele vermedi.
Miraz her denilenle daha çok delirdi. Canı pahasına o arabayı alıp hastaneye götürse bir ihtimal kadınları yaşatabilse Dilaver’i cezalandırabileceği bir şeyi olacaktı. Böyle eli kolu boşalmıştı. Yol boyu telefonda ağlayan ablası oğlunu korusun diye ona yalvarmıştı. Ama o arabadaki üç kişinin de öldüğü haberini almıştı Miraz. Bebek sezaryenle alınmış, yaşayıp yaşamayacağı belli değildi.
Ablasına karşı boynunu eğecekti Yaman. Onu evlat edinen adamın kızı değil de öz ablası gibi büyüten kadının istediğini geri çevirecekti. Dilaver’i kendi elleriyle Merxas’lara verecekti.
Zaten öleceğini kabullendiği yeğenine daha fazla vurmadan çekildi. Serdal’ın yardım taleplerini geri çevirdi. “Yalnızsınız,” diyerek çıktı oradan.
Serdal, Yaman’ı takip edip yerlerinin bulunma ihtimaline karşı yanlarına birkaç adam çağırdığında Yaman çoktan Çakal’ın tetikçisini arayıp adresi vermişti. Tek bir şey istedi. “Xalo’nun kuralları geçerli olsun. Çakal’ın dokunması yasak. Memet Merxas ne yapacaksa yapsın. Sadece Dilaver korumam dışındadır. Ama sakın Çakal dokunmasın. Dönüp cenazesini alacağım.”
Haber Baver’e ulaştı. Xalo’nun kurallarını çiğneyemezdi. Abisi delirmiş gibiydi. Ona Dilaver’i bulmak zorundaydı. Yaman’ın anlaşmasını kabul etti, adresi aldı.
Memet Merxas ibreti alem için kadına değen kurşun için aşiretin tüm erkeklerini toplamıştı. Dilaver’i kaç kişinin savunacağını bilmiyordu. Hepsine yetecek kadar kalabalık gidceklerdi. Arabaya binmeden çocuğu olanın gelmemesini söyledi en son.
Serdal’la Dilaver dışarıda dolanan adamlara rağmen korku içerisindeydiler. Çok sürmedi. Korktukları onları buldu. Rojxani kapılarına dayandıklarında Serdal’ın tabancasında birkaç kurşundan fazlası yoktu. “Kaç!” dedi Dilaver’e. Ondan evvel kaçtı.
Dilaver üst kata koşarken Serdal dışarı koşmuştu. Sokağın başındaki aracına bindiğinde Dilaver’in üst kattan arka tarafa atlayıp yanına gelme ihtimalini düşünüyordu. Yağmur damlası gibi uçuşan kurşunlar yüzünden evin içerisine girmeye cesaret edemiyordu. Birkaç dakika verdi kardeşine. O birkaç dakikada Memet’in karşısında Zühre’nin kocasını gördü.
Silahını kaldırdı. Memet’i vursa içinin rahat edeceğini biliyordu ama Çakal uzaklaşmasına fırsat vermeden onu bulurdu. Yaman da onu kollamazdı. Çakal’ın eline kalırdı. Silahı titredi, Memet’e sıkamadı.
Memet içeri girerken İshak dışarıya çıkmıştı kardeşinin ateş hattında olmadığına emin olmak için. Serdal indirmediği silahının ucunu ona çevirdi. İshak’ı vursa bu kalabalıkta hemen fark edilmezdi belki. Serdal onun vurduğu anlaşılmadan kaçardı. Zühre dul kalır, biraz zaman geçince belki baba evine dönerdi. Dönmezse de Serdal bir çaresini bulacaktı. Zühre’nin dul kalması için şu andan başka fırsat eline geçmeyecekti.
Daha fazla düşünmedi. Arabasını çalıştırırken camı araladı. En uygun anı bulduğunda İshak’a sıkıp gaza bastı.
O gün orada bir kurşunla olduğu yere yığıldı İshak. Efkan kurşunun nereden geldiğini bile anlayamadı. Abisine koştu, üzerine kapandı. Defalarca seslendi. Mırıltı olsun duyamadı.
O gün orada aldığı nefesi veremeden üç kurşunla yıkıldı Dilaver. Abisi kaçtı. Ona verdiği hiçbir sözü tutmadı. Cenazesini almak için jandarmanın yanına sadece dayısı Miraz geldi.
☀️☀️☀️
Serdal uzunca bir süre olay günlerine ait görüntülerin peşine düşüp kendini unutturmaya çalıştı. Tam kendine dair hiçbir ize rastlanılmayacağına emin olduğunda evin taziyesi bitmişti. Dilaver için sadece en yakınlar gelmişti. En yalnız taziyeleri olmuştu. Dilaver’in ardından hamile karısı çok ağlamış, hastaneye yatırılmıştı.
Kimse Dilaver’in babasının ölümünde parmağı olduğunu sandığı Memet’i öldürmek için çıktığı yolda sadece evin şoförünü vurduğunu bilmiyordu. Serdal’dan başka kimse…
Serdal’ın İshak, Belkıs ve Nuşen’in katili olduğunu kendinin bile inkâr ettiği o günlerde Dilaver’in eşi Selma hastaneden sonra eve dönmek yerine babasının evine gitmek istemişti. Doğuma birkaç ay kaldığı için en büyük kaynı Bedri gitmesine izin vermemişti.
Eşini kaybetmenin üzerine bir de artık eltileri olmadan hiçbir yere gitmesine izin verilmeyeceği yarınlara uyanacağını öğrenen Selma, o gece görümcesinin evden kaçmasına destek olmuştu. Bir yandan kocasını katil edene kadar Devran ve Memet nefretiyle onu büyüten kayınlarından intikam almış, bir yandan da gidebilecek haldeyken Dicle’nin bu evden gitmesini sağlamıştı.
Dicle’nin yokluğu Yazhan Malikanesinde fark edildiğinde kıyamet kopmuştu. Bedri kardeşinin gidebileceği her yeri ararken Serdal evdeki eşyalarını karıştırmış, kardeşinin kaçtığını anlayınca kadınları sorgulamaya başlamıştı.
Miraz kendi bağlantılarını kullanarak Dicle’nin kiminle gittiğini bulmuştu hemen. Bu daha büyük bir mesele başlatmış olmuştu. Dicle kırk gün kadar evvel abisinin öldüğü baskında karşı taraftan ölen adamın kardeşiyle kaçmıştı.
Miraz’ın aklına Uçar’ların intikam için Dicle’yi kandırıp kaçırma ihtimali dolmuştu. Adamlarıyla birlikte Uçar’ları korkutmak için atölyeyi basmış, Efkan’a dair bir iz bulamayınca orayı yakıp çıkmıştı. Dicle’yle Efkan’ın peşine adam taktı. Bir yere kadar adım adım enselerindeydi. Sonrasında peşlerinden gitmek yerine yollarını kesmeyi düşünen Miraz kaçmalarının üçüncü günü bir otelde adlarına açılan kaydı duyar duymaz kimseye haber etmeden oraya gitmişti. Dicle’yi Efkan’la el ele gördüğünde yeğeninin genci çok zamandır tanıdığını, kendi rızasıyla kaçtığını anlamıştı.
Kızmıştı Miraz. Dicle kaçtığı için kendini abilerinin gözünde bitirmekle kalmamıştı çünkü. Bir de Rojxani’den biriyle kaçmıştı. Bu büyük bir kriz demekti.
Fakat Dicle’nin kimi sevdiğini gördüğünde yüz sene de beklese o gençle olamayacağı için çareyi kaçmakta bulduğunu anladı. Diğer yeğenleri yana yakıla Dicle’yi arıyordu. Özellikle Bedri’yle Bahoz. Bulabilmeleri için tek çareleri Yaman’dı. Miraz eğer Dicle’yi bulduğunu söylerse olacak olan belliydi. İkisini de kurşuna dizeceklerdi.
Adamlarına geriden takip etmelerinden başka emir vermedi Miraz. Henüz bulamamış gibi döndü. Dicle için yapabileceği tek şey onu arıyor gibi gözükerek yeğenlerini susturmak, peşindeki adamlarla durumlarının iyi olduğundan emin olmaktı şimdilik. Ortalık durulunca durumlarını hâlâ düzeltmedilerse herkesten gizli onları yurt dışına gönderecekti.
Fakat Serdal yine durmadı. Miraz’ın yokluğunu fırsat bilip Uçar’ların evini bastı. Yaşlı ana babayı hırpaladı. İstediği onlar değildi. Odasına kitlenmiş gelinlerinin peşindeydi. Kapıyı kırıp odaya girdi. Zühre’nin eteğinin ardına saklanan oğlan çocuğunu gördü. Onları istedi. Dicle’ye karşılık Zühre’yle oğlunu almak fikri kafasında netleşmişti. Ortalığı yakıp yıktı. İsteğini söyleyip çıktı.
İçi içine sığmadı. Evin etrafına adam doldurdu. Zühre’nin ondan kaçıp gitmesini istemiyordu.
Ama Zühre kaçacaktı. Bir valiz hazırlamış, oğlunu alarak camdan kaçıp gitmişti bile. Haber Serdal’a ulaştığında peşine düştü. Ara bir sokakta köşeye kıstırırsa kadını korkutabileceğini, oğluyla tehdit ederse mahkûm edebileceğini düşünüyordu.
Kadının oğlundan sınandığında delirebileceğini, valizin içine gizlediği bıçakla onu yaralayabileceğini bilmiyordu. Adamları da kadını elinden kaçırmıştı.
Memet Merxas, kapısına gelen Zühre için silahını çekmiş. Eski aşkını çocuğuyla birlikte içeri alıp kollamıştı.
Serdal yıllar sonra tekrar istediğinden olmanın siniri, bıçağın sancısıyla kaçmıştı. Dayısının onu bulacağını biliyordu. Kendine yalandan bir kılıf üretti yine. Zühre’yi Efkan’ın yanına kaçacağını düşündüğü için takip ettiğini, durdurmak istediğinde bıçaklandığını söyledi. Hastaneye gidemediği için onu kurtarmasını istedi.
Birkaç gün boyunca Yaman’ın evine gizlendi Serdal. Tam ayağa kalkabilecek hale geldiğinde Memet Merxas’ın evleneceğini duymuştu. Gençliğinden beri istediği oluyordu Memet’in. Zühre’yi alıyordu sonunda. Hem de kucağında oğlu ile. Memet’in oğulları ikiye katlanıyordu.
Serdal delireceğini hissetti. Onların gününü mahvetmek istedi. Korkunun ne olduğunu hatırlamalarını istedi. Zühre’nin neyden korktuğunu hatırladı. Adamlarına bir turna kuşu vurdurttu. Memet’in arabasını kaçırıp içine yerleştirdi. Turnanın kanını arabanın her yerine sürdürdü. İçi soğumadı. Oğulları için de korksun istedi. Bir oyuncak bebeğin içine turnanın etinden parçalarla doldurdu. Düğün aracı süsüymüş gibi öne koydurdu. Konağın kapısına yollattı. Zaten Merxas’ların kapısına yerleştirdikleri yeni şoför ona çalışıyordu. Tek vasfı içeriden haber alıp Serdal’a yollamak, Merxas’ların gözüne batmamaktı.
☀️☀️☀️
Zühre’nin Memet’le evlenmesinden beridir evin içinde patlamaya hazır bomba gibi geziyordu Serdal. Karısı Aysel öfkesine hedef olmamak için kızlarıyla ya arka bahçeye geçiyor ya odaya tıkılıyordu. Dilaver’in eşi Selma ise sadece kayınvalidesiyle irtibata geçiyor, doğuma kadar baba evine dönmek istediğini söylüyordu. Bu kez ona engel olan Serdal’dı. Bir ihtimal erkek doğurursa kendi nüfusuna alacaktı bebeği. Belki Selma da çocuğu için kalmak isteyecekti yanında.
Kardeşinin eşi olduğu için bu düşüncesini abisine söylemeye çekiniyor, bebek için evde tutmaları gerektiğini söylüyordu sadece. Bedri’nin tek derdi Dicle’yi bulmaktı o sıra. Namus meselesine çevirmişti. Miraz’ın bir iz bulmasını bekliyor, Serdal’ın dediği üzere bebek doğana kadar Selma’yı da dışarı çıkartmıyordu.
Selma’nın doğumuna haftalar kalmasına rağmen sancıları tutuyordu üzüntüden. Onu hastaneye de götürmezler diye düşündüğünden kimseye diyemiyordu. Yazhan’ların evinde kadınların güvenebileceği tek bir isim vardı zaten. Miraz Yaman’dı. Gizlice onu aradı.
Miraz evin gelinin dışarı çıkmasına izin verilmediğini, erken vakitte sancılandığını öğrenince Bedri’yle kavgaya tutuşmuştu sonunda. Ablasıyla birlikte gelinini alıp kendi evine götürmüştü. Gelinin ailesini çağırmış, orada görüştürmüştü.
Serdal da Bedri de Miraz’ın evin işleyişine bu denli karışmasından artık bıkmışlardı. Karşı gelmek istiyorlardı. Fakat Miraz’ın arkasında koca bir Yaman saltanatı vardı. Dedelerinden kalan bir tahtın başındaydı Miraz. Değil ona zarar vermek, dediği sözüne sırt çevirmek isteseler Yaman’ın yerin altından çıkaracağı eli ağır silahlı kimliksiz adamları tarafından helak edileceklerdi.
Yazhan’ların Yaman’a olan saygısı, sevgiden değil, korkudandı.
Yaman Malikanesine sığınan Selma’nın doğum sancıları erken tutmuş, bir kız doğurmuştu. Dilaver olsa çocuğu doğdu diye sevinecekti. Ama ne Serdal ne de Bedri bir kızın daha doğmasına sevinmemişti. Selma’nın Yaman’ın himayesinde kalmaya devam edecek olmasına karışmadılar. Kardeşlerinin eşini terk ettiler.
Miraz’ın soyadını alıp koltuğuna oturduğu babasından öğrendiği bir şey vardı. Hanesinde doğmuş olanı kendi çocuğu saymak, ona sığınan kadını kendi gitmek isteyene dek canı pahasına korumak. Selma’nın doğurduğu bebeği de ikinci kızı sayacağını söyledi. Tıpkı ilk kızı gibi baba eksikliği olmadan büyümesini sağlayacaktı. Ta ki Selma bir gün kızıyla ayrılmak istediğini söyleyene dek. O güne kadar Selma öz yeğeni, doğurduğu da öz kızı hükmünde sayılacaktı evde. Dost da böyle bilecekti, düşman da.
☀️☀️☀️
Serdal bu defa kendine başka bir yol çizmişti. Memet’i öldürürse hem ondan kurtulacak hem de Zühre’yi alacaktı. Kimseyi memnun edecek kuralların peşinden gidesi yoktu. Sınıra gelmişti. Zühre’yi kafaya takmıştı. Memet’i kıskanmaktan geberecekti.
Fakat Çakal’dan korkuyordu bu defa. Yaman’ın masasına oturacak kadar güçlüydü eli. Abisine yaklaştığını günün gecesini göstermezdi ona.
Zühre’yi bir şekilde almak istiyordu Serdal. Nasıl yapardı bilmiyordu ama Memet’in olmadığı bir yerden çıkartabileceğini biliyordu. Fakat kadın hiçbir yere Memet’siz gitmiyordu. Yanında daima kayınlarından biri oluyordu. Memet’in halasının evine giderken bile yanında Hozan vardı. Hazırlıksız gezen Hozan’ı indirmek belki kolaydı Serdal’a. Fakat Çakal’dan kurtuluşu olmazdı.
Özdağ’ların evine dek Zühre’yle Hozan’ı takip ederken neredeyse yakalanacak oldu Serdal. Tek istediği cam açık şekilde uyuklayan Zühre’yi daha yakından seyretmekti. Kafasında canlandırdığından güzel geldi gözüne o haliyle. Bir köşeye pusup bekledi onun için.
İçten içe kendini doldurmaya devam etti. Babasından Memet’in halası olan Gulazer’in gençliğini dinlemişti. O kızı almak için tüm savaşı bitirebilirdi Kudret Yazhan. Özdağ’lar araya girip önce Serdal’ın babasının saadetini mahvetmişti. Belki bundandı Kudret Yazhan’ın da oğullarının istediği evlilikleri yapamayışı. Daima başkasının olanı takıntı edişleri. Serdal’ın bahtsızlığı babasının annesiyle evlenmesiyle başlamış olmalıydı.
Kudret Yazhan, Gulazer’le Mesut Özdağ evlendiğinde kendi aşiretinin en değerli ailesinden kız alıp içini soğutmak istedi. Yaman’lara gitti. Yaman’lardan istediği kızla onlara yakın akraba olarak elini güçlendirecekti. Sandığı gibi olmadı. Karısının babası kızı için evlerinin üzerine gölge gibi çöktü.
Bir yerde Yaman’ların korumasında olmak avantajdı. Fakat diğer yanda her istediklerini yapmakta onları kısıtlayan bir güçtü. Savaş çıkartmalarına izin vermiyorlardı çünkü. Onları barışa zorluyorlardı. Nitekim zorlandığı barış meclisi Kudret Yazhan’ın sonu olmuştu.
Kafasında dönenlerle daha da dolmuştu Serdal. Şayet Merxas’lardan seneler evvel Gulazer’i alabilmiş olsalardı bugün belki de Memet’le kuzen olurdu Serdal. Zühre’yi evlenmeden evvel tanımış olurdu. Memet’ten evvel davranır, o kızı alırdı.
Bu kez Serdal’ın hırsı Özdağ’larıydı.
Gulazer Özdağ’ın evinden çıkan Zühre, Civan’ın arabasına binmişti. Yarı yolda yanlarındaki Asmin’i indirip diğer araçlardan ayrılıp konağa giden yola döndüler. İşte Serdal’ın aradığı fırsat buydu. Civan’ı kurşuna bulayıp Özdağ’ların canını yakacak, Zühre’yi alıp Memet’i perişan edecekti.
Tek başına yapmaya cesaret edemedi. Parayla tuttuğu adamlara yollarını kestirdi. Fakat hiç beklemediği bir şey oldu. Civan Özdağ arabadan inip onun adamlarının üzerine sıkmaya başladı. Serdal yine kaçtı.
O gün orada Civan’ı sakat kalacak hale düşürdü kurşunlar. Zühre’yi sancılar eşliğinde hastaneye kaldırdılar.
Serdal eve koştu onun yaptırdığı ortaya çıkarsa yalnız yakalanmamak için. Abisi Bedri’ye yaptıklarını anlattı. Bedri, Yaman gelip tepelerine binmeden evvel Serdal’a birkaç fiske vurmaya başladı. Miraz geldiğinde kardeşini dövüyor halde görünmek istedi.
Miraz o hale aldırış etmedi. Ablasının oğulları ikinci kez kadının olduğu arabaya kurşun sıktırmışlardı. Onun nezdinde bu kabul edilemezdi. Bedri’den alıp Serdal’ı bayıltana kadar kendi dövdü. Yarasının olduğu yere özellikle vurmuş, acısını hatırlasın istemişti.
Kadına bir zarar geldiyse Serdal’ı da Dilaver gibi teslim etmesi gerekecekti.
Serdal kendine geldiği anda kanlar içindeki haliyle annesinin ayaklarına süründü. Onu Miraz’ın elinden alması için suçsuz olduğunu, Merxas’ların ona iftira attığını söyledi. Normalde yüzüne bakmadığı kızlarını ağzından yüzünden kan atar haldeyken kucakladı. Tek istediği Miraz’ın onu bu şekilde görüp acıyıp bırakmasıydı.
Zühre’nin hastaneden iyi halde çıkmasıyla Serdal’ın Merxas’lara teslim edilmemesi için yalvarmaya başladı annesi. Miraz onu Civan için sıkıştıran Çakal’a olay yerindeki adamları verip ablasının yalvarmalarını bu şekilde susturdu. Serdal’a da bir daha Memet’in ailesine yaklaşmaması için uyarı verdi. Serdal sadece kızlarıyla ilgileneceğini söyleyip kabul ettiğini söyledi. Miraz çıkınca kızlarını bir daha ilgilenmemek üzere bıraktı hemen.
Miraz Yaman’a verdiği sözünde durmadı Serdal. Memet ve Zühre onun için kurtulamayacağı bir hastalık gibiydi. Peşlerine yapışmış, kapıdaki şoförden haberlerini almaya devam ediyordu. Zühre’nin saldırı gecesi hamile olduğu için hastanede kaldığını duyunca çıldırmıştı. Memet’in bir çocuğu daha olacağı düşüncesiyle bir şeyler yapmak için kıvranmaya başlamıştı elleri. Merxas’ların şoförü Sadri tüm Rojxani’nin konakta toplandığını haber vermişti ona en son.
Yaman’ın dikkatini çekmemek için oturduğu yerden birbirlerine düşmelerini dört gözle beklemeye başladı Serdal. Şayet aşiret dağılırsa belki tüm Merxas’ların tepesine binecek güçte kalacağını sanıyordu.
O geceki toplantıda hiç tahmin edemeyeceği bir şey oldu. Uçar’lar Zühre’nin oğlunu kaçırdı. Serdal’ın aklına böylesi hiç gelmemişti. Çocuğu için onu bıçaklayan kadın yine ancak çocuğu için ona gelirdi. Belki Memet’i çok sevmiyordu. Neticede öncesinde başkasıyla evlenmişti. Şimdi de Serdal’ı seçebilirdi oğlu için.
Serdal konaktan o bebeği çıkartamazdı fakat Uçar’lardan pekâlâ alabilirdi. Dicle için sürekli onları rahatsız ediyordu Bedri zaten. Serdal da o sebeple peşlerine düşmüş gibi yaptı. Uçar’ları yakaladığı evde kurşuna dizdi. Cafer Uçar’ın kucağından torununu aldı.
Kerem’i alıp arabaya geçtiğinde çok yüksek bir yere çıkmış da nefesi kesilmiş bir heyecanda hissediyordu Serdal kendini. Rahmetli dedesi Mithat Yaman, Miraz’ı tıpkı kendi gibi yetiştirmişti. Serdal da Kerem’i öyle yetiştirirdi. Dedesinin Miraz’dan gördüğü saygıyı Serdal da Kerem’den görürdü. Belki Miraz’ın annesi gibi Zühre gelip ona oğlanlar doğururdu.
Böylesi kafasına yatmıştı. Öyle bir yatmıştı ki kendi çocuklarını bırakıp Kerem’le kaçmıştı Serdal. Yaman’ın adamları yolunu kesip ona bir telefon uzatana kadar kaçabilmişti aslında sadece.
Memet’in sesini duyduğu yerde kuyruğunu dik tutmak için Dicle’ye karşılık Kerem’i rehin almış gibi yaptı. Miraz izin vermedi. Karşı çıkmak istedi Serdal. Ama Miraz’ın adamları insan dışı varlıklardı. Bir emrine bakardı çıplak elle onu parçalamaları. Kerem’i teslim etmek zorunda kaldı.
☀️☀️☀️
Bedri kardeşinin artık Memet nefretinde haddi aştığını düşündüğünden kontrol altında tutamayacağını kabullenmişti. Onu ıslah etmek için adamlarının çoğunluğunu yanına aldı. Para için yanına gidecek birkaç kişi kaldı Serdal’da sadece. Bununla da yetinmedi Bedri. Serdal’ın karısıyla çocuklarını da hakimiyeti altına aldı. Serdal’ın durumun ciddiyetini kavramasını bekledi.
Serdal karısından geçeli çok olmuştu. Fakat çocuk kaçırdığı için Yaman’ın onu cezalandıracağını bildiğinden bunu da koza çevirdi. Ailesine abisinin el koyduğunu, çocuklarını göremediği için delirdiğini söyledi. Kerem’i sadece Dicle’yi alana kadar arabada tutacağına dair bir şeyler uydurdu.
Miraz kendinden büyük olsa da o olgunlukta olduğuna kanaat edemediği yeğenini dövmekle adam edemeyeceğini anlayınca karşısına aldı. Ona ailesine sahip çıkmasını, düzelmesini, Memet’le olan derdini unutmasını söyledi. Aksi takdirde Çakal’a bizzat kendi telsim etmek zorunda kalacaktı. Bu kez Memet’in sıkması şartını da koşmayacaktı. Çakal onu ne hale getirir de öldürürse o halinin bile cenazesini almayacaktı.
Serdal Miraz’ın koruması altına girebilmek için çocuklarını ve eşini isteyen baba rolüne girdi. Abisinden ailesini kaçıracağını, destek olmasını istedi. Miraz bu oyunları bırakıp Serdal’a evine dönmesini söyledi.
Serdal bundan da çıkar yol bulamadı. Bir şekilde abisinin sırt çevirdiği yalnızlıkta Miraz’ın korumasını istiyordu. Ailesini abisinin evinden kaçırmaya karar verdi. Onda da Çakal’ın adamlarına yakalandı. Miraz ona koruma sağlasın diye sanki Memet onun ailesinin olduğu araca bilerek silah doğrultmuş gibi göstermek istedi. Karısıyla çocuklarını silahların çekildiği yerde düşmanın insafına bırakıp kaçtı.
Merxas’lar Serdal’ı aradığı arabada kadınla çocukları gördüğünde geri çekilmişti. Yine Miraz Yaman koştu çocukların imdatlarına. Aysel’le çocuklarını kendi himayesine aldı, Merxas’larla karşı karşıya kaldı.
Memet’in karşısında olmak Miraz’ın istediği bir şey değildi. Haksız yeğenleriyle taraf olmak içinden gelen bir şey değildi. Fakat annesiyle neredeyse aynı yaşta olmasına karşın ona öz abla olan kadının çocuklarına daha fazla ağlamasını istemiyordu. Ablası her onu ağlayarak aradığında yeğenlerinin başında bitiyordu. Kendinden büyük adamlara laf anlatmaya çalışıyor, kimseye bir şey olmadan durumu toparlamaya çalışıyordu.
Barışı tekrar sağlamak için Miraz’ın elinden gelen tek şey Bedri’ye Devran’ı bekletmek, Serdal’ı Memet’ten uzak tutmaktı. Devran hapisteydi yine. Bedri’nin gücü içeride rahatsız etmelerinden fazlasına yetmiyordu. Fakat Memet’le Serdal’ı birbirlerinden uzak tutamıyordu bir türlü. Belki de çözüm Serdal’ı hapsetmekti.
Aysel’le çocuklarını kendi malikanesine geçirip Serdal’ı dağ başındaki bir kulübeye kapattı. Şayet ailesini gerçekten seviyorsa orada özleyecekti. Kapıya Xalo’nun adamlarından dikti ki Çakal’ın eli oraya erişmesindi.
Planı bir süre işleyecek oldu. Fakat Serdal’ın peşine bu kez Memet düşmüştü. Çakal’a onu aratıyordu. Çakal her Delik’te denk gelişlerinde Miraz’ı sıkıştırıyor, Serdal’ı istiyordu.
Sonunda Serdal’ı kışkırtacak hamle Memet’ten geldi. Dicle’yle Efkan’ı gizlendikleri yerden getirdiler. Uçar’ların bile ölüme terk ettiklerini Merxas’lar himaye altına aldıklarını ilan ettiler. Merxas’lar karışmasa Yaman kaçan yeğenini gizlice kollamaya devam edecekti. Bu şekilde ortalık karışmıştı yine.
Haber Bedri’ye ulaştığında bir kriz de orada çıktı. Bedri için Dicle’nin katli gerekti. Çünkü Yaman’a sığınan gelinler, evden kaçan kız kardeşi, onun kızlarına yanlış örnek olacaktı ona göre. Bedri’nin elinde Bahoz ve kızları kalmıştı sadece. Onları da hizaya çekmesi gerekti böylece.
Bahoz, Bedri’nin hizaya sokabileceği biri değildi. Tek erkek olmanın özgüvenini üzerine zırh gibi giymişti. Halasının Merxas konağında olduğunu duyunca gerisini dinlemeden silahını aldığı gibi orayı basmıştı.
Evde erkek olmaması talihi miydi, değil miydi, bilmiyordu. Herkes ondan korkarken kendini güçlü hissettiği bir gerçekti. Öyle ki havaya sıktığında korkudan bayılan kızla tüm gücü kendinde hissetmişti. Ta ki delinin biri ona silah çekene dek.
Zelal’i çekip vursa önce babasının dayısı tepesine binecekti. Ondan kaçsa kızın abileri gün yüzü göstermeyecekti. Çakal’ın namını duymuştu arka sokaklarda.
Gururuna yedirip silahını da indiremiyordu. Kızın korkusuzluğu onu kamçılıyordu. Üzerine gitmek istiyordu. Onu da korkutmak istiyordu. Başaramıyordu. Bahoz’un alışkın olduğu bir şey değildi. İnada bindirmek istiyordu. Öyle ki bu inattan kızı sonunda vuracaktı.
Yaman yetişti yine. Çakal’ın evini kollayan tetikçi Bahoz evin sokağına girdiği anda her iki tarafa da haber vermişti. Miraz durdurabileceğini söyledi. Bahoz’u vurmadan onu beklemelerini söyledi. Yetişti de. Konağa dalıp Bahoz’u kendine getirecek darbeyi vurdu. Onu adamlarına verip çıkarttı haneden. Dicle’yi de alıp malikanesine götürse abilerinden koruyabilecekti.
Dicle hamile olduğunu, gelmeyeceğini söylemişti. Miraz onu burada bırakıp nasıl kollayacağını bilemezken, Merxas’ların kızı deli gibi eline silah almış, ona çıkmasını söylüyordu. Çakal’ın kardeşi olduğu için ne o kıza ne de Memet’in karısına dönüp bakmıyordu Miraz. Ta ki kız ona en ağrına giden sözü söyleye dek.
Çakma Yaman.
Yaman imparatorluğunun başına oturmuş, küçük büyük herkesi himayesine alıp, yöneten adamdı Miraz. Bir Allah’ın kulunun karşısına geçip söylemeye cesaret edemeyeceği şeyi onu hayatında görmemiş bir kız söylemeye kalkmıştı. Hem de ona eski bir silahı doğrultarak.
‘Çakal’ın kardeşi de çakal oluyor demek ki,’ diye düşündü Miraz. Başkası söylemiş olsa yüzünü toprağa gömeceği şeyi sineye çekecekti.
Fakat bir sorun vardı. Kızın daha evvel eline silah almadığına yemin edebilirdi. Namlunun ucunu nereye tuttuğuna bakmıyor, kaskatı kesmiş bir parmakla direniyordu.
Miraz buradan çıkınca kızın gevşeyen kasları yüzünden bir anda atacaktı parmağı. En iyi ihtimalle silahı indirmiş olduğu için kendi ayağını vuracaktı. Diğer ihtimalle kadınlara dönecek, onları kurşuna dizecekti.
Emniyeti nasıl açacağını göstermesi gerekti. Kıza yaklaşsa telaşlandıracağını biliyordu. Olduğu yerde kendi silahı üzerinden göstermek istedi. Daha silahı çıkardığında Çakal’ın tetikçisinden bu haneye silah doğrultamayacağıyla ilgili uyarı gelmişti lazerle.
Tehlike olmadığını bağırarak söyledi Miraz. Zelal’e odaklandı. Ona emniyeti nasıl açacağını göstermek istedi. Ama kız inatla evden çıkmasını söylüyordu.
Yaman inisiyatif almak zorundaydı. Kızın dikkatinin dağıldığı anda silahı elinden alacaktı. Nasılsa tetiğe basacak cesareti uzun süre tutmak zordu. Başaramayacağını düşündü.
Sandığı olmadı. Kız onu silahı alacağı elinden vurdu. O an ortalık karıştı. Yaman’ı bir Merxas vurmuştu. Bunun haberi Xalo’ya gidecekti.
Miraz şoka girmiş kıza baktı. Ne eline silahı yakıştırmıştı ne birini vuracak öfkeye sahip olmasını. Silahı alıp çıktı konaktan. Bahoz’u kendi malikanesine götürmelerini söyleyip eline bastığı bezle Delik’e geçti aceleyle. Orada elini sardırırken onu vuran kızın evi savunduğunu açıklamaya çalıştı.
Xalo’nun kuralları netti. Kimse aynı masada olduğu adama silah çekemezdi. Bu masanın güvenliği içindi. Çakal Miraz Yaman’a abisi için silah çekmiş, kuralı çiğnemişti. Karşılığında Yaman’ın harfi silah tutan eline kazınmıştı bir ayıp gibi.
Şimdiyse Miraz Yaman vurulmuştu. Bir Merxas tarafından. Belki Çakal silah çekemeyeceğinden kız kardeşine intikam hırsıyla yaptırmıştı. Kuralı çiğneyen yine Çakal olmuş sayılırdı.
Yaman bunun önüne geçmek için Merxas kızının basılan evi savunurken yanlışlıkla onu vurduğunu anlattı. Çakal’ın tetikçisi de arayıp şahitlik yaptı. Kızın yanlışlıkla vurduğunu söyledi.
Tetikçilerin bir özelliği oydu ki kimin ismine çalışıyorlarsa aslında onun celladı vasfındaydılar. Çakal’ın tetikçisi onun evini korurdu fakat Çakal’ı korumazdı. Koruyamazdı. Amacı Xalo’nun kurallarının dışına çıktığında, Çakal’ı vurmaktı.
Tetikçinin Çakal’a karşı yaptığı şahitlik bu yüzden sahih sayılacaktı. Çünkü Çakal kardeşi üzerinden Yaman’ı vurdurmaya çalışsaydı tetikçilerden biri Çakal’ı çoktan indirmiş olacaktı.
Miraz, Merxas kızının başlattığı krizi de çözdüğünde Bahoz’un hatasının bir savaşa neden olmaması için sargılı eliyle ilk kendi malikanesine gitmişti. Bahoz’a neden olduklarını anlatıp, bir odaya kapattı Merxas’ları durduramazsa erişilmez olsun diye. Silahını odasına bıraktı. Adamlarını evin etrafına yaydı.
Elini sargılı gören kızlar korkmasın diye durup onlarla sohbet etti kısa bir aralık. Şu an onun himayesinde bulunan onlarca kızdan en küçüğü Dilaver’in yeni doğmuş kızıydı. Selma’nın isteği üzerine nüfusuna aldıracaktı ileride, öz kızı sayıyordu şimdiden. Bir diğeri de çoktan nüfusuna geçirdiği Beyza’ydı. Kerem’in evine gideceğini duyunca saçını çektiğini hatırlatmıştı. Çünkü Miraz babası biri saçının teline bile dokunsa ona haber etmesini söylemişti.
Miraz daha bir yaşına girmemiş Kerem’in saçını nasıl çekeceğini bilmiyordu. Zaten deli halası tarafından vurulmuştu. Bu defa evlerine girse kimin tarafından vurulacağını bilmiyordu. Ama bunu yapması gerektiğini biliyordu. İki tarafın düşmanlığı öyle bir hale gelmişti ki eline silah almadan kimse kimsenin kapısına gitmiyordu. Konuşmayı mı unutmuşlardı?
Peşine hiç adam almadı. Sadece kural gereği onun tetikçisi peşindeydi. Onun da amacı Miraz’ın kuralları çiğnediğini fark ettiğinde, Miraz’ı indirmekti.
Merxas konağına vardı. İçeri girmeye hazırlandığında bu kez uyarı Çakal’a gitmişti. Kural gereği Xalo’nun olmadığı hiçbir kapalı alanda, tetikçilerinin gözlemleyemediği yerde aynı anda bulunamazlardı. Bu Xalo’ya karşı ihanete hazırlık demekti. İkisinden birinin evden çıkması gerekti. Baver’in tetikçisi onun çıkması için lazerle uyarıyı verdi. Uyarıyı gören İbo, Baver’den izin çıkarsa tetikçiyi vurmak için onu aramaya başladı.
Baver kural gereği evden hemen çıkması gerektiğini biliyordu. Henüz Xalo’yu devirecek kadar ilerlememişti planında. Şimdilik ona sadık gözükmeye devam etmek zorundaydı. Kurala uyacak, evden çıkacaktı. Zühre’yi ikna ederken aşağı inecek vakti bulamadı. Yaman avluya girmişti çoktan. Vurulmamak için mecbur duvardan aşağı atladı. İbo onu karşıladı, konaktan uzaklaştılar.
Yaman silahsız geldiği ortamda ateşkes niyetini açtı. Onu dinleyen tek kişi Yekta Merxas’tı. Memet Merxas da anlaşabileceği bir adamdı aslında. Memet’in tavırlarını rahmetli babasına benzetiyordu. Kendinden olmayan bir oğlanı nüfusuna almış, öz oğlu gibi sevebilen bir adamdı. Bunu yapmakla bile Yaman’ın yetim tarafının saygısını kazanıyordu bir yerde. Fakat şu an damarına basılmış halindeydi Memet. Ancak başka bir gün onunla konuşabilecekti Miraz.
Ateşkesi yapıp salondan tek başına çıktı. Kapının ardını dinleyen bir çift göze denk geldi. Onu vuran kız şimdi de erkeklerin meclisini dinliyordu.
“Başına iş alacaksın Merxas kızı,” diye uyardı yanından geçerken.
“Baş benim başım Yaman Bey. Ben işimi bilirim,” dedi Zelal içeridekilere sesini duyurmadan. Salonun kapısı kapandığında yine orayı dinlemeye devam etmek için yaklaştı.
Miraz böylesini ilk defa görmüştü. Emin olduğu şey bu kızı alan kendi başını yakacaktı.
☀️☀️☀️
Miraz’ın onu kapattığı dağ başında gecelerce düşündü Serdal. Zühre’yi alamıyordu. Bir ailenin gelini namusuydu. Onu almasına kimse yardım etmezdi.
Memet’e elini atamıyordu. Yaman tepesinde bitiyordu.
Serdal’ın elinin dokunabileceği tek Merxas vardı. Hazırlıksız gezip şarkılar söyleyen Merxas’tı. Herkesin en sevdiği, Merxas’ların zayıf halkası.
Serdal ancak Memet’in canını Hozan’la yakabilirdi.
☀️☀️☀️
Şimdi her şey BÜLBÜL VE DANS’tan devam edecek. Fakat bu defa siz Serdal’ın kim olduğunu biliyorsunuz. Kimi, neden, nasıl istediğini biliyorsunuz.
Aşk, romantizm, dans ve tabii ki kaos için Hozan’a bekleniyorsunuz. Burada artık sadece söz verdiğim üzere Akşam Güneşim’in mutlu sonunu okuyacaksınız. Sadece Memet ve Zühre’ye ait olan mutlu sonu!
Görüşmek üzere Akşam Güneşi ☀️

Erkek mi?” diye sordu Serdal
Sen erkeksın de kıme ne gaydan var hanı ıt
Orası eceldi. Ama eve erkek doğdu.”
Olmayan aklını ….
Arkada bir kız vardı. Nuşen’di. Avucunda telefonu, Civan’a yarım kalacak mesajını yazarken gözleri açık kalacak halde can vermişti.
Keske yasasaydın da pısmanlıktan hergun acı cekseydın dılaver belkı serdalın gercek yuzunude gorurdun
Belki Selma da çocuğu için kalmak isteyecekti yanında.
Sen seytandan betersın cehennem ateslerınde yan kavrul ınsallh defol gıt dunyamızdan serefsız
Babasından Memet’in halası olan Gulazer’in gençliğini dinlemişti.
Sende babamı mı ornek alayom dedın
Serdal ancak Memet’in canını Hozan’la yakabilirdi.
Dagı tası… Gozu bıze dıktı ıt oglu ıt dur sen dur camı duvarına ıse de ecelın tez gelsın ınsallh kendı kuyuna kendın dusersın
Bence sen başını yakacaksin Miraz Zelal le