BVD 18 PART 3

Herkes bana bakıyor. 

Kapımıza tatlı göndermişler. Rıfat’ın oğlu Okan nişanlanacak demişler. Kızın adı Nalin’dir demişler. Herkes durmuş, bana bakıyor.

Sevgilimin ismi benim içimi nasıl böyle yakıyor?

Sesimi yüksek aldım. “Hangi Nalin’miş?”

Benim Nalin’im beni bekliyor.

Vardır başka Nalin. Benimki kendine Bülbül diyor.

“Merhum şoförün kardeşi,” dedi Sabri abi yine. “Ferhat’ın kardeşi Nalin’miş diyorlar.”

İsmini böyle duymak, içimi öylesine yakıyor ki başkasından duymak küfür geliyor.

O küfür bana değer değmez. “Yanlış biliyorsun!” diye bağırdım. 

Memet abim koluma dokunacak oldu. “Hozan…”

Elimin tersiyle ittim elini bakmadan. Sabri abiye bağırdım. “Sen yanlış biliyorsun! O benimki! Okan için kimi diyorlar?!”

Belki onlar başka isim söylüyorlar. Sabri abi anlamıyor. O benimkinin ismini söylüyor. Nalin dedikçe benim burada içim yanıyor. Bilmeden canımı daha da yakıyor.

Sabri abinin gözü babama kaydı. “Nalin di…”

“O benimki!” diye bağırdım bu kez suratına. “Sen kimi diyorsun?!”

“Hozan!” dedi babam ardımdan. 

Ona döndüm anında. “Baba!” diye bağıracaktım neredeyse. “Ben ayıp olur diye sözlümün adını söylemiyorken bunlar kime söylüyorlar baba?”

“Hozan bisekine*(Hozan dur,)” dedi babam elini öne kaldırıp. 

Okan’ın adının yanında Nalin’imi diyorlar bana. Babam, Hozan dur, diyor daha. 

Benim içim nasıl yanıyor. Kimse mi anlamıyor?

Yaralı elimi göğsüme vurdum bir anda. “Baba!” Bağrım bir yangının ortasında. Hiçbiri mi görmüyor? “Baba… Bana nişanın var dedin, baba!” 

Vurmakla harlanıyor yangın. Hızlanıyor kalbim. Fakat ne yapsa yetişemez kalbimin hızına nefesim. Ne dinmez bir yangın, yanıyor ciğerim. Yanıyorum ben kesim kesim.

“Baba bunlar niye Nalin diyor, baba?!”

Sevdiğimin ismini söylemenin hırsında harlandı dilim. Elimin sargısı kendime vurmaktan çözüldü. Avucumun içi yandı.

Tutuştu göğsüm ciğerimden taşanlarla. Nefesimden attım duman duman.

Annemle teyzemin çığlığına vardı o duman. Memet abim atıldı bana. Göğsüme vurduğum elimden tuttup kendine çekti bedenimi. “Yapma!”

Sözlümün adını başkasıyla andılar bana.

Ne yapsalar duramam daha!

“Ben size dedim!” diye bağırdı Baver abim en arkada. “Bunlar adam değil. Adam gibi konuşmakla olmaz, dedim! Yakalım ocaklarını başlarına. Ben size dedim!”

Çakal mı yaktı ocağımı başıma?!

Memet abimin hışmında bağırdım ona. “Kime dedin?!” 

Memet abim bırakmadı beni. “Hozan dinlemeden konuşma!”

Nalin’imin adı başkasının tatlısıyla gelmiş konağa. Kimi dinleyeceğim ben daha?

Abimi ittim güç bela. Çakal’ın karşısına vardım birkaç adımda. “Neyi dedin abi?! Neyi dedin sen bana?!”

Babam kolunu attı ortamıza. “Oğlum, sakin dur. Konuşalım!”

Babama bakmadım. Çakal’daydım. “Söyle abi!” Abim kendi sinirini tutuyor karşımda. Elimi onun da göğsüne vurdum. “Sen bana gelme dedin! Sen bana kal orada dedin! Sen kime neyi dedin abi?!”

Çakal ona vurduğum elimi bileğinden tuttu. “Ben sana babamla kal diye gelme dedim.” Açılan sargıyı tutup elime geri sarmak için çekti üstüne. “Bu puştlar sözlerinden döndü diye değil!”

Sözlerinden dönmüşler! Bana nişan için gün söylerlerken Nalin’in sözünü başkasına vermeye dönmüşler!

Beni kandırmışlar!

Sargı elime sarılmadan çektim elimi abimden. “Beni kandırdınız mı?”

“Hozan!” diyerek elimden tutmaya çalıştı annem. “Kurê min wisa niye.*(Oğlum öyle değildir.)”

Anneme döndü yüzüm. Onla teyzem arasında gitti geldi gözüm. “Siz neye ağlıyorsunuz öyleyse?” Elimi çektim annemden. Sargısı daha da çözüldü. “Siz kime ağlıyorsunuz böyle?”

Çakal sert bir hamleyle tuttu dirseğimden. “Biz kandırmadık seni!” Sargıyı geri dolamaya çalıştı. “Dinle!”

“Bülbül geldi buraya,” dedi Memet abim. Elimi abimde unutup dönmek istedim ona. “Okan babasıyla gitmiş onlara. Bülbül’ün babasını ikna etmeye, sözünü bozdurmaya çalışmışlar.”

Sargı tutmazdı yaram şimdi. Sarılması için duramadım yerimde. Memet abime doğru gittim. “Nerede?” 

Buraya gelmişse benim Bülbül’üm nerede?

“Kal, dedim. Gitmişti.”

İnanamadım dediğine. Abimin bir gözünden diğerine geçene kadar gerçeği değişir diye beklemişim. İnanmak istemedim. “Gitmesine izin vermemişsinizdir.”

Zelal konuştu annemlerin tarafından. “Abim kal demişti.” Başımı ona çevirdim. “Odama çıkmıştım Xezal’la. Peşimden uzun süre gelmeyince indim bakmaya. Yengeme veda edip gitmiş kendi kendine. Zaten çok geçti fark ettiğimizde. Sabah olur olmaz gittik yanına.”

Annem ağlar halde salladı başını. “Raste, em çûn Hozan.*(Doğrudur, biz gittik Hozan.)”

“Koçer’i gönderdim yerime,” dedi babam kimsenin salona geçmeyeceğini fark edince Sabri abiye gitmesini işaret edip. “Böyle bir şeyi kabul etmeyeceğimizi söylettim. Şerefi varsa Rıfat’ları geri çevirecekti.”

Babam biliyordu. Telefonla konuştuğu her an benden bu yüzden uzaklaşıyordu.

“Yokmuş!” diye bağıran Baver abimdi. “Bu heriflerin şerefi yokmuş!” Memet abimeydi onun çıkışı. “Ben demedim mi? Bu herifin yüzü yere eğiliyor, daha önümüzde düz duramıyor. Sözünün ardında duracak adam değildir diye. Kim ne konuşsa o tarafa eğilen adamın sözüne itimat etmeyelim demedim mi size?”

Babam abimi geriye çekti eliyle. “Baver sen dur.”

Abim çekildiği yerde durmadı. “Ne duru bavo? Amcam iki konuşmaya her şey hallolmuş gibi geçmiş yukarı çayını içmiş. Hani nerededir amcam? Getir sor. Sen hangi meseleyi çözmüşsün diye sor!”

“Baver!” diye sesini yükseltti Memet abim. “Babam tesbihle yazma bırakmıştı. Hediyeleri kabul ettikleri an sözün işaretini vermişlerdi. O sözden dönene amcam daha ne diyecekti? Ortalığı karıştıracak sözler söyleme. Sakin dur ki meseleyi yayılmadan çözelim.”

Abimin sözünün peşine ben konuştum. “Bana nişanın haftasonudur, dediniz.” Hepsi bana baktı. “Burada sözden dönülürken siz bana ‘Eve dönme, her şey yolunda,’ dediniz.” Abime baktım. “Meseleyi şimdi mi çözeceksiniz?”

Babam elini bana doğru uzattığında birkaç adım geriye gittim ondan. Sargısı yere meyilli elimi kaldırdım ortaya. “Sen yine aynı şeyi yaptın bavo. Kıza laf gelmesin diyedir deyip beni Bedo dedeye yollamıştın küçükken. Senelerce görüştürmemiştin bizi.” 

Kalan sargı parmaklarımın arasından dökülüp düştü yere. “Şimdi de nişana kadar kıza laf gelmesin dedin, babasının evine yolladın. Günlerce uzak tuttun beni buradan.”

“Hozan…” dedi Memet abim diyeceklerime mani olmak için. 

İzin vermedim. “Sen beni baştan mı kandırmışsın bavo?”

Babamın yüzünde birkaç kırışıklığın arası açıldı şaşkınlığıyla. 

Devamını dedim. “Zaten nişanı yapmayacaktın. Beni kandırmak için…”

“Hozan!” diye bağıran Baver abim tamamlatmadı sözümü. “Saçmalama!”

Fakat anlamıştı babam diyeceğimi. “Yoksa sonradan mı kandırmaya kalktın?” diye sordum bu defa. “Okan’lar işin içine girince beni niçin gönderdin baba? Nişanı önce onlar duyursun da…”

Çakal babamın önüne geçip yakamdan tutup sarstı beni. “Hişê xwe hilde ser xwe!*(Aklını başına al!)”

Yaralı elimle tuttum abimin elini. Onun gözündeki öfke kadar sade değildi bende görebileceği. Canımın acısından bir hüsrana sarılmıştı kırgınlığım. Bende onunki kadar ani bir öfke değildi göreceği. “Niye gelmeme izin vermedin abi?”

Abimin gözü yakamı toplamış elinden tuttuğum elimin yaralarını buldu. Yakamı bırakacak oldu. Ellerini kursağıma ben bastım. “Beni niye uzak tuttun abi?!”

Memet abim omzumdan geriye çekip ayırmaya çalıştı bizi. “Üzülme diye Hozan. Öfkeden aklın karışıyor şimdi. Dur!”

Başımı geriye çevirdim ona sormak için. “Üzülmeyeyim diye mi?” Üzülmemiş gibi mi duruyordum şimdi? “Ondan değildir abi.” İki abime baktım tek tek. “Siz bana güvenmemişsiniz.”

Çakal itercesine bıraktı yakamı. “Ben bunu döveceğim ha!”

Babam girdi araya. “Ben istemedim! Yola çıkacak, aklı yerinde dursun, biz gelmeden halledin dedim. Ben dedim oğlum, ben dedim.”

Babama bakınca ağlamaklı bir his dalgalandı yüzümde. “O zaman niye nişan var dedin?” Ağlamamak için içimi çektim. “Düzgün araba kullanacağıma güvenmedin de baba… Beni niye öyle güzel kandırdın?”

“Lan hayvan!” diye bağırdı Baver abim. Bu defa boğazımdan tutacak gibi atmıştı elini bana. Sarsıntısında gözüme toplanan ilk damla düşmüştü suratıma.  

Memet abim önüme geçip aldı onu. Yine de bağırdı bana Baver abim. “Akılsız köpek! Puştun lafına iş yapmadık lan biz! Nişan gününü gidip biz kendimiz seçtik. Seçtiğimizi sana dedik. O köpekler buraya ayrı, oraya ayrı kıvırmışlar. Tek seni değil, bizi de kandırmaya kalkmışlar!” 

Memet abim itmeye çalıştıkça Çakal herbir sözünde bana gelmek istemişti. Hiç kıpırdamadım yerimden. Öylece bekledim gelmesini. Yakamdan tutup kendine çarparak yüzüne tuttu ikinci damlanın da düşüp ıslattığı çehremi. “Biz seni ne zaman kandırmışız Ozan Efendi?! Gavat mıyız lan biz? Evin gelini dediğimizi başkası alsın diye seni öteye gönderecek adamlar mıyız? Eğer öyleyse bu gece gelip bizi de ağzımızdan götümüzden…”

Memet abim ağzına vurup susturmuştu onu. Üzerimden çekip aldığında abimin elinde kalan gömleğim de çekilmekten çeneme kadar çıkmıştı. İçimdeki yangının harareti kursağıma kadar taştı. Nefes nefese baktım onlara. 

Zelal geride tuttuğu için ağladığı halde yanıma gelemeyen anneme, bana hâlâ aynı şaşkınlıkta bakan babama, sinirlerini benden uzak tutmaya çalışan abimlere… Hepsine tek tek baktım. 

“Ben kabul etmem,” dedim hepsine. “Ben bunu kabul etmem!”

“Biz de etmeyeceğiz,” dedi Memet abim. “Korkma. Kabul etmeyeceğiz.” Yere düşen sargıyı alıp doğruldu. “Sakin dur ki akıllıca halledelim.” Elimi tutup önüne çektiğinde gördüğüyle sargıyı saramadan kendi durmuştu. “Bu el yanmamış?”

“Yanacak abi,” diyerek aldım elinden. “Bu gece o da yanacak!”

Konaktan çıkmak için ardıma döndüğümde abim bileğimden asılıp tutmuş, annemler sanki çekip gitmişim gibi bağırmıştı. “Hozan!”

Babam geçti önüme. “Ben gideceğim!” Başımı iki yana salladım. Elini kaldırıp göğsüme koydu. Vurduğum yere vurmaktan uzak bir teselli vermek içinmiş. “Sen kal oğlum.” Avucunu bastı hararetle çarpan kalbime. “Ben halledeceğim.”

Kim giderse gitsin, ben kalmayacaktım geride. Bileğimi çekip aldım abimden. Geri adım atmazdım bundan sonra. Artık bu defa beni kandırmalarına müsaade etmezdim.

“Gelsin bavo,” diyen Memet abimdi. “Aklı kalacak, bırak gelsin.”

Babam abime baktı. Önümden çekilmedi ama kalmamı da söylemedi bir daha. Annemlerden tarafa kaldırdı elini. “Biz gelene kadar çıkmayın kapının önüne.”

Zelal öne çıkacak oldu. “Bavo ben de Bülbül için…” Baver abim geriye çekti onu, tek kelime etmeden durdurdu. 

Abimler ardımda, babamla çıktım konaktan. Babam abimin arabasının önüne gidecekti başta. Benim gelirken sürdüğüme gittiğimi gördüğünde yolunu değişip ona doğru gelmiş, bindiğim araca binmişti. “Bana bırak, önce düzgün konuşalım,” dedi yerine yerleşir yerleşmez.

Telefonumdan Nalin’in numarasını bulurken arabayı çalıştırdım. Abimler diğer araçla peşime takılırken babam yüzümden ayırmıyordu gözünü. Telefonu kulağıma götürdüm. Çalmadı bile. Telefonuna ulaşılmıyordu!

Gaza asıldığımda babam direksiyondaki elimden tuttu. “Önce konuşacağız dedim Hozan. Sakin git.”

Telefonumu kulağımdan indirmeden bir kez daha aradım. Çekmeme olasığına karşın ne olursa olsun bir kez daha aradım. Yine çalmadı. Telefonu kulağımdan indireceğimde beni hiç beklemediğim biri aramıştı.

Ferhat abi!

Ekranda onun ismini görmek öyle sarstı ki beni, babam hatırlatmasa yolu kontrol etmeyi akıl edemezdim bile. 

Arama açacağım kadar sürmedi. Tez kapandı. Çaldırıp kapatacak kadardı fakat isim ekranda kalmıştı. 

Ferhat abi beni nasıl arayabilir?

Bir ihtimal… Nalin haklı olabilir mi?

Gözümle ara ara yolu kontrol ederken bu defa Ferhat abiyi aradım. Çok çaldı. Açan olmadı. 

Arkadaki arabadan kornaya bastı abimler. Yavaşlamak yerine hızlandım. Telefonu cebime koyarken yol boş duruyor diye kırmızı ışıkta bile durmadım. Korna sesi artarken babam beni uyarmıştı tekrar tekrar.

Nalin ne halde bilmezken yavaş gidemezdim. Hiç durmadım.

🎻🎻🎻

Bataryasız çalıştıramadığım telefonu döşeğe fırlattım o sinirle. İçeri atıldığımda yere çarpan kolum acıyordu. Üzerime kitlenen kapının ardında ne konuşulsa duyuyordum fakat ne kadar bağırsam da onlar beni duymazdan geliyordu. 

Merxas konağına tatlı göndereceklerdi. Okan’la nişanlanacağım kesinleşmiş gibi tatlıyı gönderip ilk onlara duyururlarsa üstünlüklerini ilan edeceklerini sanıyorlardı. “Kabul etmiyorum!” diye bağırdım defalarca. “N’aparsanız yapın kabul etmeyeceğim!”

Bir hışım yerimden kalktım. Kapının kolunu çevirdim sertçe. Açılmayacağı ne kadar ayansa da zorladım işte. “Kapıyı kitlediniz diye beni tutabileceğinizi mi sanıyorsunuz?” Avuçlarımı vurdum kapıya. “Kimseyi arayamıyorum diye beni merak etmezler mi sanıyorsunuz?”

Gulazer hala yorganımı dikiyordu. Gül şeklinde deseni bile olacaktı. Halime teyze çeyizimi düzüyordu. Herkeste ne varsa benim de onlardanım olacaktı. Zelal hep yanıma geliyordu. Biz çocukluktan tanışıyorduk zaten, o hep beni tutuyordu. 

Hozan’ım dönecek bu gece.

Memet abi haberdardı olanlardan. Hatta gitme demişti bana. Baver abi de gelmişti yanıma. Ne olsa ara demişti bana. Yekta amca söz almıştı babamdan. O dönse el koyacaktı olaya.

Hozan’ım da dönecek bu gece.

Elimi kapıya vurdum art arda. “Siz istediniz diye bu nişanı kabul eder miyim? Sırf sizin menfaatleriniz sağlanacak diye beni harcamanıza izin verir miyim?”

Demirden değil ya bu kapı. Çok zorlasam kıracağıma inancım sağlam. “Aptalsınız! Bu kapı mı tutacak beni burada? İlla birileri gelecek yanıma! Aptalsınız! Bir defa çıksam kaçacağım! Defalarca kaçtım buradan! N’apsanız tutamazsınız beni daha!”

Bağırmaktan hızlanmıştı nefesim. Kapıya vurmaktan acımıştı avuç içlerim. Yine de duramazdım. Solumdaki duvara dayadım sırtımı. Yine de susmadım. “Ben evlenir miyim be seninle? Sen kimsin?! Kimsin?!”

Hozan dururken siz kimsiniz?!

Merxas’lara tatlı göndermesi için birilerine haber vermişlerdi. Sanki Okan’la sözüm çoktan kesilmiş, nişanı duyurmaya geçmişlerdi. Yüzüklerin takılması için büyük nişan olacağının haberini ilk Merxas’lara gitmek üzere yollamışlardı bile. 

“İnanırlar mı?” diye bağırmak istedim. Sesim odada kaldı. “Hozan’la yüzük seçtikten sonra başkasıyla nişanlanacağıma inanırlar mı?”

Boşaydı bu eziyet. Boşaydı bunca çaba. Hozan inanmaz ki olanlara!

“Boşa uğraşıyorsunuz,” dedim onlara. Duysunlar istedim. Kapıya dayandım yine. “Boşa uğraşıyorsunuz! Hozan’dan başkasının yüzüğünü takmam parmağıma! Boşa uğraşıyorsunuz siz!”

“Abla!” Lavin’in sesini duydum bir tarafta. Odaya baktım. “Abla beni duyuyor musun? Ben seni duyuyorum!” 

Pencereye koşup camı açtım. Yan odanın camını açmıştı o da. Pencerenin pervazına tırmanmış, demirlerin arasından yüzünün yarısını çıkartmıştı. “Abla! Buradayım!”

Kapıya vurmaktan yanan avuçlarımı pencerenin soğuk yerlerine basıp çıktım ben de. “Lavin!” Demirlerin arasından elimi uzattım ona. “Buradayım!” 

Lavin elini uzattı. Korkudan buz tutmuş parmaklarını yanan ellerimle tuttuğumda ağlamaya başlamıştı. “Abla kavga etmeyin ya. Gitsin bunlar evlerine.”

“Gidecekler canım. Korkma.” Yüzümü demirlere dayayıp Serhat’ı da görmeye çalıştım. Göremedim. “Tek misin? Serhat nerede? İyi misiniz?”

“Annem izin vermiyor çıkmamıza. Kerem de ağlıyor.”

Duyuyordum. Annesini isteyerek ağladığını duyuyordum. Ama Serhat’ı duyamıyordum. “Abin nerede?”

Lavin başını içeri çevirdi. “O da ağlıyor köşede.”

“Hayır!” diye bağırdığını duydum Serhat’ın. İtirazında bile ağlamanın izleri vardı bolca. Onunla ağlamam geldi orada. 

“Sakın ağlamayın. Hozan’lar gelir mutlaka.” Lavin’e baktım. “Bir duysalar. Yemin ederim çıkar gelirler.”

“Gelsinler,” dedi Lavin dudağı ağlamaklı bir büzüşte. “Ben bunu sevmedim. Hozan enişteyle evlen sen abla. O bize kötü davranmaz.”

Başımı titremekte bir hızla salladım ona. “Hozan bize kötü davranmaz.” 

Hozan’ı bile bile de sevdim.

Kapıya doğru baktım. Zaten kitliydi. Dışarıya baktım. Kimsenin olmadığına emin olunca sesimi alçalttım. “Telefonumun bataryası yok. Ya annenin telefonunu getirsen ya da içindeki bataryayı çaktırmadan getirsen Hozan’ı arayabilirim.”

“Telefon içeride ama…” diye sızlandı Lavin. Annesi çıkmalarına izin vermiyor diye çıkmaya korkuyordu. 

Serhat başını uzattı bir anda. “Arasak gelir mi?”

“Gelir!” dedim hemen. Hırstan kıpkırmızı olmuş Serhat’ın suratı. Odadan çıkıp gelse bir şey yapmaya çalıştığını anlarlardı. “Numarasını vereyim sana. Geri gelme odaya. Sen ara gizlice.”

Pencereden içeri atladım. Lavin’in çantasından ödevlerini yazdığı defteri çıkarıp kurşun kalemle Hozan’ın numarasını ezberimden yazdım. Bataryayı getirirse diye telefonumu alıp sıkıştırdım cebime. Kağıdı defterden koparıp pencereye geri döndüm. “Eğer daha gelmemişse abilerini haberdar eder mutlaka. Sakın korkma.”

Serhat kağıdı aldığında bir sıcaklık kaplamıştı tenimi. Dikkat etmesini defalarca söyledim ama rahata eremedim. Kapıya koşup kulağımı dayadım. İkizlerin seslerini duyuyordum. Okan’ı desteklemek için babamı ikna etme işini onlara vermişlerdi. O seslerin içinde Serhat’a ait bir kıpırtı duyabilecekmişim gibi nefesimi tutup bekledim saniyelerce. 

Telefon çaldı. “Sen kimi aradın?!” diye bağırdı annesi. Kapının koluna yapıştı elim. O an gürültü koptu içeride. “Hozan arıyor!”

Telefon ellerine geçmişti. “Serhat!” Kırılası kapıyı zorladım onun için. Kardeşime vurmasınlar diye açılmaz kapıya vurdum ellerimi. “Çocuğa dokunmayın! Baba!” 

Kapı öyle ani açıldı ki elim koldan ayrılmamıştı. Kapıyla gittim duvara. Sırtım çarptı. Acısından bağırırken kapı çekilmişti önümden. “Sen arattın?!” diyen Okan’ındı. 

Koridorda duvara tutunan babamın iteklemesiyle ikizlerden biri gelip girdi aramıza. Okan’ın vurmak için kalkan eli bana değecekken uzaklaştığında açık kapıdan dışarı attım kendimi hemen. Serhat’ı çekip aldım önüme. Kollarımı siper ettim yüzüme. “Hepinizi şikayet edeceğim!” Okan’dan babama kadar bağırdım. “Hepinizi şikayet edeceğim Merxas’lara!”

Babam elini göğsüne koymuştu. “Durun artık. Allah aşkına durun,” diyordu sürekli birilerine. 

“Kızını odaya kapattılar baba!” dedim ona. “Bana acıman yoksa çocuklarına da mı yok?”

Okan onu tutanlara rağmen bağırıyordu daha. “Bunu odadan çıkartmayacaksınız bir daha! Kimseyi aramayacak! Benim sözümün dışına çıkmayacak!”

Babam sanki iki çocuk kavga ediyormuş gibi ayırma peşine düşmüştü. “Durun. Böyle yapmayın.”

Serhat’la çıktım babamın önüne. “Bana denilenleri duymuyor musun? Senin evinde, senin kızını odaya kapatıp bağırıyorlar baba! Sen kavga mı ayırıyorsun?”

Herhangi bir adam, evinde kızına böyle davrananı daha tutar mıydı böyle? Yekta amca Zelal hakkında bu sözleri kuracak adamı konuşturur muydu bir kez bile?

“Senin tüm gücün bize miydi baba?” Her kavgada silahına davranan babamın tek zoru eve miydi? 

Babamın yüzü kırışırken gözleri kapanmıştı. “Herkes dursun,” dedi yine. Bağırmıyordu bile. 

“Baba!” diye ben bağırdım yüzüne. “Abimi bile evden kovmuştun. Abimi bile dövmüştün sen! Kızına zor kullanan adama diyecek sözün bile yok mu?!”

İkizler Okan’ı sakinleştirmeye çalışırken salona kaydı gözüm. Tüm bu kargaşanın içinde Rıfat Erdem yerinden bile kalkmamıştı. Olanlardan rahatsız oluyor, camdan tarafa yüzünü çeviriyordu. Ama oğlunun başkasının evinde çıkarttığı bunca tartışmaya dur demiyordu. 

“Ben Yekta Merxas’ın gelini olacağım!” Rıfat Erdem’in yüzü o zaman dönmüştü benden tarafa. Bir isimle hakarete uğramış gibi olmuştu. “Oğlunu kabul etmiyorum!”

Okan ikizleri itip üzerime vardı o anda. “Seni var ya…” 

Dibimde tuttuğum Serhat öne atılmasın diye kollarımla sıkıca sarıp başımı eğdiğimde korna sesleri dolmuştu evin önüne. “Hozan!” diye bağırıldığını duydum. 

İsmiyle kaldırdım başımı yine. “Hozan,” dedim gülmeli bir his tüm derdimi dindireceğinde. “Hozan geldi!”

Okan tuttu kolumdan. Çocukların olduğu odaya itildim Serhat’la. “Hozan!” diye bağırdım. Kapı üzerime kapandı sertçe.

🎻🎻🎻

Arabayı çok ani durdurdum. “Oğlum…” diyecek oldu babam. Torpidonun kapağını açtım silah almak için. Babam bileğime asıldı. “Hozan!”

Babamla yüz yüzeydim. “Buraya gelmişler baba!” Okan’ın arabası vardı kapıda. “Görmüyor musun?”

Babamın eli gevşememişti bile. “Hani silaha gitmezdi senin elin? Hani sen başka davranacaktın?”

“Bu yaptıkları düşmanlıktan beterdir bana.” Silahlı elimi zorla çektim kendime. İndim arabadan. 

Abimler de yetişmişti. Ardımdan seslendiler. Kimseyi bekleyecek takatim yoktu. Nalin’in evinin kapısına vurdum yumruğumu. “Okan!”

“Hozan bana bırak!” dedi babam ardıma varıp. Omzumdan çekip kendine çevirtti beni. “Babana güven! Geriye çekil.”

Memet abim geldiği gibi silahı çekip almıştı elimden. Kapının önünden çekip kenara götürmek istedi beni. Bu defa Baver abim kapıya tekmesini vurmuştu. “Puştlar!”

Babam ortanca oğlunu çekmeye çalışırken üst kattan Nalin’in amcası çıkmıştı seslere. “N’oluyor?”

Memet abimi geçmeye çalışacakken babam yukarıya döndü yüzünü. “Vereceğiniz bir hesap vardır bize!” Beni durdurmaya çalışırkenki sakinlikte değildi çıkışı. O haline tutunasım geldi. Abimi itmek yerine durdum. “Ben konuşacağım!” dedi babam. Kapıya vurdu elini. 

“Sakin dur,” dedi Memet abim. “Halledilmeyecek bir şey değil. Yeter ki sen sakin dur.”

“Durdum,” dedim beni bıraksın diye. “Çakal’ı tut sen.”

Abim ona gittiğinde babamın ardına yaklaştım. Beni tutmasınlar diye sakin durmaya çalıştım. Tek isteğim kapıyı Nalin’in açmasıydı. Kapıyı açıp benim yanıma gelmesiydi.

Kapıyı Okan açtı. Nalin’in sesi içeriden attı. “Hozan!”

Babamın kolu kalkmadan Okan’ın yakasına atladım. Tutup dışarı çektiğim gibi yere devirdim. “Senin burada işin ney lan?!” Hakkı olan yumruğumu geçirdim suratına. “Burası benim sözlümün evi!” Yakamı tutmaya çalışırken ikinci yumruğu vurdum kafasına. “Benim sözlümün evi!”

Memet abimle Nalin’in amcası iki kolumdan tutup geriye çektiler beni. Ayağım yetişti, tekme vurdum Okan’ın dizlerine. “Bırakın! Bırakın hakkını vereyim şunun!”

Rıfat Erdem’in sesini duydum içeriden. “Bu ne terbiyesizliktir Yekta?”

“Asıl bize yapılan terbiyesizlik nedir Rıfat?” diye babam verdi karşılığını ona. Bana vurmak için kalkmaya çalışan Okan’ın gövdesine vurdu elinin tersini. “Dur orada!” Okan babamın havadaki elinden öteye geçemedi. 

Beni tutanlar bir türlü bırakmadı. Beni bi’ rahat bırakmadılar ki şunu olduğu yere geri sereyim. 

“Herkes dursun!” diye sesini yüksek aldı babam. Herkes durdu olduğu yerde. 

Babam evin içine girecek kadar attı adımını. Nalin’in babasını aldı hedefine. “Nedir bu yaptığın? Nasıl bizi birbirimize düşürürsün?!” Rıfat’a çevirdi başını. “Ne utançtır bizi aynı evde karşı karşıya getirmiş?”

Rıfat Erdem çenesini dikti havaya. “Biz verilen söze gelmişiz Yekta. Oğluma nişan yapmak için aile arasında konuşmaya gelmişiz. Asıl sizin yaptığınız nedir?”

“Kim size söz vermiş?” diye sordu babam direkt.

Okan konuştu babasından önce. “Kızı sizden önce biz istedik!”

Kollarımdan tutulmama rağmen ağzının ortasına çakmak istedim. Bir türlü bırakmadılar beni. 

Çakal çıkıştı ona. “Beyaz eşya dükkanı mı lan burası? Kapora mı verdiler sana?!”

Babam Okan’a dönmedi bile. “Kim size söz vermiş Rıfat?”

Rıfat Erdem Nalin’in babasına döndü. Habersiz bir sesle sordu. “Sen bize söz verdikten sonra Yekta’ya da mı söz vermişsin yoksa?”

Nalin’in babası kimsenin yüzüne bakmıyordu. Bakamıyordu. Eliyle salonu gösterdi. Üzerine ne yapsa oturamayacak yapaylıkta bir sakinlik göstermeye çalışıyordu titreyen elleriyle. “Geçin şöyle. Allah hakkı için sakince konuşalım.”

Babam o zaman bağırmıştı. “Sen konuşulacak bir kabahat mi işlemişsin bize? Bu rezilliğini nasıl açıklayacaksın?!” 

İkizlerden biri lafa dahil olacak oldu. Baver abim içeri girmeden elini sokup kulağına şaplattı bir anda. “Babam konuşurken konuşmaya kalkmayın!”

Rıfat Erdem sesini yükseltti o an. “Oğullarına mukayyet ol Yekta. Eşkiya kesilmesin onlar da!”

Abim gülecek oldu denilene. “Eşkiya bizim soyumuza hakaret olmaz!” Memet abim baktı ona. “Bizim eşkiyamızın adını anmak sizin ağzınıza…”

Babam abimin göğsüne koydu tesbihli elinin tersini. “Siz karışmayın.” İçeri tam attı adımını. Salona geçmeden Memet abime söyledi sözünü. “Gürültü etmeyin millete.”

Babamın peşinden Nalin’in amcası da girdi içeriye. Büyükler salona geçince boş kalan koridorda olması gerekeni aradı gözüm. 

Bunca sese Nalin çıkmalıydı.

Memet abim kolumu bırakmadan konuştu Okan’a. “Bize yakışmadı.”

“Memet abi siz de…” diyerek konuşmaya girecek oldu Okan.

“Kes sesini!” diyerek sesini yükseltti abim ona. “Sizi adam bilirdik. Dışarıda onca düşmanımız varken sizi bizden bilirdik. Bu yaptığınız bize de yakışmadı size de!”

İkizler çıktı Okan’ın yanına. “Kız bizim soyumuzdur!” diye diklendi Okan onların içinde. “Asıl size yakışmadı. Hozan biliyordu bizim kızı isteyeceğimizi. Yengemle birlik olup kadın gibi oyun çevirdiler.”

Teyzemden bahsedilince abimin tutuşundan kurtulup Okan’ın yakasına yapışmıştım. “Adam olan el kapısında yengesinden bahsetmez!”

Çakal da elini attı Okan’a. “Teyzemden bahsetmeyeceksin lan!”

Bizi tutmak yerine Okan’ı çekip aldı Memet abim. “Ayrılın!” Okan’ı öteye itti bizden uzak olsun diye. İkizler tembihlenmiş gibi takılmıştı peşine. Arabaların oraya gittiklerinde bile abimin bağırma sesi duyuluyordu. 

Kapının önü boşalmışken döndüm Çakal’a. “Beni sakın tutma!”

Ellerini ceplerine soktu. “Seni hiç tutmuş muyum?” Yüzüme yaklaştırdı yüzünü. Sesini alçak aldı. “Hıncını al diye karışmıyorum. Ne yapacaksan yap. Yakalım dersen yakalım. Dağıtalım dersen dağıtalım.”

“Bülbül’ü alalım,” dedim hiç düşünmeden. “Buraya güvenmiyorum abi. Alıp götürelim.” 

Başını salladı. Belinden yedek silahını çıkarıp tutuşturdu ellerime. “Memo’yu oyalarım. Kimseye görünmeden al götür.”

Silahı soktum belime. Başımı salladım. İçeri girdim.

🎻🎻🎻

Hozan sesimi duysunlar diye bağırmıştım. Evin kapısı açıldıktan sonra babamın karısı girmişti odaya. Elini ağzıma dayadı dehşetle. “Sus! Babana sebep olacaksın sus!”

Elini ittim ağzımdan. “Bırak! Herkesi toplarım başımıza.”

Benim aksime o hiç bağıracak gibi değildi. İşaret parmağını bastı dudaklarına. “Sus, tamam. Yeter ki sus.”

Merxas’lar geldi diye korkuyordu. Benim için değil, kendi oğulları için endişeleniyordu. Beni öz babam bile düşünmezken bunu ondan da bekliyor değildim. “Korktunuz değil mi? Beni itip kakarlarken, üzerime kapı kitlenirken neredeydiniz?”

İsyan eder gibi açtı ellerini. “Biz ne yapacaktık? Babanın halini görmüyor musun? Kim ne dese ona tamam diyor. Adamın halini görmüyor musun?”

Hozan’ın sesini duyuyorum. Benim için geldiğini biliyorum.

“Umurumda değilsiniz!” dedim onu geçip çıkmak için. Kapının önüne attı kendini. Sırtını dayadı kapıya. “Çekil!” 

Kollarını açtı iki yana. “Allah aşkına çıkma!” diye yalvaracaktı neredeyse. “Babanı haksız çıkaracaksın. Destek olacak kimse yok yanında.”

“Babam sesini çıkaracaktı o zaman! Bir kez bile benim için ağzını açmadı! Babam bana destek çıkacaktı en baştan!” 

“Gücü yok,” dedi sesini alçaltıp. 

Gülecek oldum da sinirimden yüzüme bile yansımadı. “Gücü olduğunda da görmüştüm ben onu. O gücü bize uygularken gördüm ben onu.” Baştan aşağı baktım ona. “Seni de.”

Onu itip çıkacağımda ellerimden tuttu. “Kardeşlerinin bile mi hatırı yoktur sende?”

Odanın bir köşesinde, tüm kavgaların içinde her an suçlanıp azar işitecek onlarmış gibi duran hallerine baktım. Annelerine değil, kardeşlerime söyledim. “Bu sizinle alakalı bir şey değil.”

“Nasıl değil?” diye sordu anneleri. “Sen çıksan babanı savunacaksın sanki? Haksız çıkaracaksın onu. İki tarafın da ortasında suçlayacaksın. Ya babanı öldürürlerse?” Çocuklara bakıp söyledi. “Babanızı öldürsünler mi?”

Kerem ölümden bir şey anlayacak yaşta değildi. Yine de annesinin bağırmasına karşı ağlamaya başlamıştı. Lavin “Hayır,” diye sızlanarak ağladı onunla. “Kimse ölmesin, n’olur…” 

Serhat’ın gıkı bile çıkmadı. Elleri iki yanında yumruk olmuştu.

“Sus!” diye bağırdım kadına. “Çocukları korkutuyorsun!”

“Olacak olan bu,” dedi daha da dehşetle. “Babanı öldürteceksin sen!”

Çocuklar daha da ağlarken annelerini ittim kapıya. “Kes sesini!”

“Babanı düşünmüyorsan şu çocuklara günahın gelsin,” dedi susmak yerine. “Baban sana ne yapmış? Sen gitmişsin abinle. Sen kalmışsın annenle. Bir defa baban için bir şey yap.”

Başımı iki yana salladım.

Yalvarırca eğdi başını yana. “Okan kötü bir kısmet mi?” Dediğine inanamaktan kalktı kaşlarım. “Şimdi sinirinden bağırıyor. Ama iyi bir kısmet. Görüyorsun, babandan iyidir durumu. O Hozan’ın kaşına gözüne mi aldanacaksın? Vallahi hepsi geçiçi. Baban için Okan’ı kabul etsen senin için hepsinden hayırlı. Ben senin iyiliğin için diyorum. Sen hep demiyor muydun para da para, para da para…”

Ne zaman para da para demişim ona?

“Utanmıyorsun bile,” dedim yüzüne bakmaktan tiksinince. “Oğullarını koydun abimle benim hakkımın üzerine. Bunca sene hakkımıza girdiğiniz yetmedi. Eski kocanın malını mülkünü oğullarına geçirdin yetmedi. Şimdi babamdan kalacakları da almak için beni Okan’ı kabul edeyim diye ikna etmeye çalışıyorsun. Hiç mi utanmıyorsun?”

Dediklerimi duymadı sanki. Utanç hiç değmedi yüzüne. “Okan babandan iyidir. İyiliğin için diyorum.”

“Okan’ın babamdan farkı yok! Babam onu boşamaya çalışan annemi nasıl zorla tutmaya çalıştıysa Okan da onunla evlenmek istemememe rağmen beni zorlamaya çalışıyor. Sen buna iyi mi diyorsun?”

“N’olmuş?” dedi gayet normal bir sesle. “Seni beğenmiş demek ki. Çok istiyor.”

İnanamadım dediğine. “Sen kendinde misin? Onu istemiyorum diyorum!”

“Baban evet demişken sana ne laf…” diyeceği cümlesini tamamlatmadım. 

“Babam bana babalık etmiş mi bunca zaman? Sen bana kendi evimde misafirmişim gibi bile davranmadın! Nasıl utanmadan baban için o adamla evlen diyebiliyorsun?” 

Aramızdaki mesafeyi kapatıp suratına söyledim. “Sen kimsin de bana kiminle evleneceğimi söyleyebileceğini sanıyorsun? İstemiyorum diyorum! İstemediğimi bile bile beni zorlayan adamı görmek bile istemiyorum. Beni kendi evimde itip kakan adama, tek laf etmeyen babamı bile istemiyorum!” 

Sesimi kısmamı isteyecek gibi kollarımı tutacak oldu. Anında ittim ellerini kendimden. “Değme bana!”

“Tamam. Allah aşkına, tamam,” dedi onca söylediğime rağmen isteğinden vazgeçmemiş. “Çıkma şimdi. Babanı zora koyma. Benim çocuklarım senin kardeşin değil mi? Bak nasıl ağlıyorlar senin için. Bari onlar için kavga çıkartma. Kurban olayım…”

“Sakın!” diyerek böldüm sözünü. “Sakın çocukları kullanmaya kalkma. Onları korkutup ağlatma! İki büyüğün peşine üç küçüğü harcama burada. Çocukların etkilensin istemiyorsan, uzak tut kavgadan. Korkuyorsan, sen de çıkma odadan.”

Ben Hozan’a gideceğim!

Onu itip kapıyı açmama izin vermedi. Tüm bedeniyle kapamaya çalışıyordu önümü. “Babanın yüzüne tükürürler.” Dinlemedim dediğini. “Amcan durmaz babanın ardında. Rıfat’lar da cephe alsa, kimse kalmaz babanın yanında.” Kapının kolunu bile tutmuştu sıkıca. “Babanın yüzü yere eğilse kardeşlerine insan içinde ne derler? Onları da mı düşünmezsin?”

“Bülbül!” Hozan’ımın sesi.

Kapının ardından seslendim ona. “Hozan!”

Sesimi duymuştu. Burada olduğumu biliyordu. Kapıyı dışarıdan itmeye çalıştı. Susmam için sessizce yalvaran babamın karısına başımı iki yana salladım. “Çocukları uzak tut kavgadan!” 

Hozan omzuyla itip kapıyı açtığında bir adımda vardım ona. Gövdesine çarparcasına atıldığımda, nihayet kavuştum ona. “Geldin!” 

Sımsıkı sardı beni kollarının arasına. “Geldim sevgilim.”

Sesini duymuştum. Geldiğini biliyordum. Ama onu karşımda görünce dayanamadım. “Niye hemen gelmedim?” Tüm derdim dökülmüştü sesime. “Çok korktum, Hozan. Çok korktum.” Sırtını kollarımla kaplayıp ona sığınmak istedim. Her şeyi en baştan anlatmak istedim. “Babam…” Elim belinde sert bir şeye değdi. “Hozan?”

“Korkma,” diyerek ayrıldı benden. “Bırakmam seni burada. Korkma.” Babamın karısına bakmadı. Ellerimi ayırdı kendinden. “Gel benimle. Gidelim buradan.” Elimden tuttu. Kapıya doğru götüreceğinde sorgusuz düşmüştüm zaten peşine.  

“Eyvahlar olsun!” diye bağırdı babamın karısı koridora çıkıp. “Kız kaçıyor!”

Salonun kapısı açıldı aniden. Hozan’ın eliyle ardında çekildim birden. 

Amcam baktı bize. “Sakın!” dedi hararetli bir konuşmasının içinde. 

“Hozan?” diyerek kalktı Yekta amca yerinden.

“Bavo buraya güvenmem daha!” dedi Hozan hiç beklemeden. “Sözünde durmayanın evine güvenmem!”

“Haddini bil!” diyerek kalktı Rıfat Erdem öfkeyle. “Kim kimin kızına el koyup götürebilir böyle?”

“Olmaz,” dedi amcam da. “Çıksın benim evime. Bu mesele çözülene kadar otursun yerinde.”

Amcamın evine çıkmak istemiyordum. Hozan’ın elini sıktım.

“Olmaz,” dedi Hozan da. Babasına konuştu sadece. “Burada bırakmam!”

Hozan’ın kolunun köşesinden Yekta amcaya baktım gizlice. Göz göze geldik, hemen çekildim. 

“Kızın güvenliğine kefil olacak mısınız?” diye sordu Yekta amca babama. 

“Elbet,” dedi babam hiç düşünmeden. 

Hozan’ın elini sıktım. Elimi bırakmadı. O da sıktı parmaklarımı. “Baba,” dedi itiraz etmek için. 

Yekta amca elini kaldırmıştı oğluna. Babama konuştu. “Nişanın sözünü verdiğin gibi mi söz verirsin yine?”

Babamdan ses çıkmadı bu defa. Nefes bile alamaz olmuştu sanki. 

“Bir defa sözünden dönen adama kimse güvenini bağlamaz bir daha,” dedi Yekta amca sonra. “Kızın emniyetinden endişemiz vardır. Kendi kızımla bir sayacağım, yanımda götüreceğim.”

“O kızın sözü en başta bize verilmiştir,” diye karşı çıkmaya kalktı Rıfat Erdem. “Ne sıfatla sen alacaksın yanına? Kızın emniyeti babasının evinde yoktur da senin oğlunun yanında var mıdır? Ne bellidir kıza bir fenalık edip…”

“Höst!” diyerek kesti o sözü Yekta amca. Hozan’ın ardında sıcak bastı bana. “Benim oğlum hakkında konuşursun Rıfat! Benim evimdeki kıza kimse dokunamaz!”

Rıfat Erdem, Yekta amcaya doğru bir adım çıktı. “Kızın babasına güvenmezsin, kızda gözü olan oğluna güvenirsin?” Elini savurdu ortaya. “Ben de senin oğluna güvenmem! Kız baba evinden çıkarsa mesele başka yere gider!”

Yekta amcanın sesi yükseldi. “Haddin olmayan yerlere gidersin Rıfat! Orada duracaksın!”

Korku kalp atışım gibi tekleye tekleye yayılıyordu bedenime. “Hozan,” dedim sessizce. 

“Seni bırakmam,” dedi yine. Sıktığı elimi bırakmadı gerçekten de. Salondaki tartışmayı dinlemedi daha fazla. Ayakkabıyla girmişti içeri. Olduğu gibi benimle çıkacağında ayağımı Zelal’in terliklerine zor geçirmiştim. 

Okan az ileride Memet abinin yanındaydı. Bizi gördüğü gibi bağırmıştı. “N’oluyor lan?!” 

Bize doğru geleceğini anlayınca Memet abi elini vurdu Okan’ın göğsüne. “Dur yerinde!”

Ardımızdan Rıfat Erdem bağırmıştı. “Kız bu evden gitmeyecek!”

Baver abi arabasının kapısını açmıştı bizim için. “Buraya gelin!”

“Nalin!” diye bağıran amcam oldu. “Sakın gitme!”

Yekta amca geçti onun önüne. “Hozan, dur yerinde!”

Hozan’la aynı anda durduk. Kalbimin atışı boğazıma dayandı durdu. 

Başımı geriye çevirdiğimde babamın duvarlara tutuna tutuna geldiğini görüyordum. Bana sesleniyordu. Onun sesi diğer tüm seslerin altında kalıyordu. “Nalin! Tutun gitmesin! Nalin!”

“Korkma,” dedi Hozan. Yutkundum ardında. Kalbimin korkudan çırpınışları babamın sesinden yüksek, babamın diyeceği her şeyden daha etkiliydi. Midemi kaldırıyordu. 

Okan onu bırakması için Memet abiye bağırıyordu. “Söz bize verildi! Söz sizden önce bize verildi! Kız hiçbir yere gitmeyecek!”

İkizlere bağırıyordu babam. Kapıya ancak varmıştı. Oğullarına beni durdurmaları için bağırıyordu. 

“Babamın kızı gitmeyecek!” diyerek bize doğru gelecek oldular iki yandan.

Hozan’ın eli geriye gittiğinde diğer elimden tutacak sanmıştım. Ceketinin altından elime değen o sertliği çıkardı. Silahtı!

Silahı ikizlere doğru tuttu Hozan. “Yaklaşmaya bile kalkmayın!” 

Silahı gören ikizler aynı anda durmuştu. Hozan’ın tuttuğu elime buzdan bir hissizlik vurdu. “Hozan…” dedim ama sesim ona ulaşmadı.

O an ikinci bir silah çekildi. Okan’ındı. Hedefine aldığı Hozan’ımdı!

“Hozan!” diye bağırdım o zaman. 

Hozan ardından ayırmadı beni. Tuttuğu elimden sırtına bastı bedenimi. Yan döndü benimle. Silaha döndü tamamiyle. Namlusunun ucu Okan’ı buldu. 

“Ulan!” diye bağırarak üçüncü silah Baver abi olmuştu. Doğrudan Okan’a doğrultmuştu. “Allah’ıma öldürürüm seni!”

“Okan!” Memet abinin eli beline giderken silahını çekmeden geçmişti Okan’ın silahının önüne. “İndir silahı!”

“Abi!” diye bağırdı Hozan ona. “Abi çekil önünden!”

Memet abi Okan’ın silahının ucunu kendiyle kaparken elini ardındaki kardeşlerine sallamıştı. “İndirin silahları!” Baver abi ona doğru giderken bağırdı. “Gelme!” Okan’ın silahının ucunu tuttu. “İndirin şunları!”

Yekta amca vardı orta yere. “İndirin silahlarınızı!” 

Hozan’ın tuttuğu elimde kan kalmamıştı sanki. Onu çekip kullanamadım. Diğer elimle uzandım Hozan’ın havadaki eline. “Yapma!”

İndirmedi silahını. Elimi hissetmedi bile belki. Babasına bakıyordu. “Bu eve güvenim yok baba! Burada kalmasına rızam yok! Götüreceğim!” Silahını indirsin istedim. Ceketinin kolundan çekmeye çalıştım. İnmedi eli. “Yolumdan onlar çekilecek!”

Yekta amca iki tarafa da kaldırmıştı elini. “İndirin dedim silahları!” Diğer oğullarına baktı. “Rojxani kendine silah çekiyor! Farkına varın, indirin silahları!” 

Memet abi tuttuğu silahı indirtmişti. Yekta amca Baver abiye de indirmesini işaret etti. O da yavaşça indirdi. Hozan kaldı geriye. Ceketine asılmıştım ben de. Hozan indirmiyordu yine de.

Yekta amca son oğluna döndü. “Hozan,” dedi sadece. Merxas mavisi gözleri indir diyordu sessizce.

“Buradan geri adım atmam bavo,” dedi Hozan silahı indirmeden. “Bize söz verildi, biliyorsun! Babasının evine emanet olarak biz getirdik onu!” Elimi sıkıca tutan elini ayırmadı ardından. Kapıya döndü yüzünü. “Buradaki herkes biliyor! Nişanımız yapılacaktı.” Babasına döndü geri. “Elbirliğiyle yalan söylüyorlar bavo! Biliyorsun!”

“Biliyorum,” dedi Yekta amca. “İndir silahı.”

“İndir,” dedim ceketini dirseğine kadar asılıp çekerken. “N’olur indir.”

“Konuştukça yalan söyleyecekler bavo,” dedi Hozan. Beni anla diye yalvarıyordu sanki. Ardındaki beni ağlatacaktı sesi. “Biliyorsun.”

“Biliyorum,” dedi Yekta amca. Birkaç adım geldi bize doğru. Silahın ucunu tuttu. “İndir.”

Nefesim boğazımdan aşağısına inmiyordu. Hozan silahı indirmeden nefesim ciğerlerime değmiyordu. “İndir,” diye fısıldadım.

“İndirsem de geri adım atmam,” dedi Hozan babasına. “Oraya geri dönmesine izin vermem.”

“Biliyorum.” Silahı eliyle bir indirdi Yekta amca. 

Silah inince bağırdı Okan öteden. “Kızı götürmesine izin vermem Yekta amca!” 

Baver abi ona doğru gidecekti. “Sana soran kim, itin köpeği?!” Memet abi engel oldu kavgalarına. 

Yekta amca Hozan’ın önünden çekilmeden konuştu oraya. “Herkes sussun! Bu meseleyi konuşacak olan siz değilsiniz!”

Hiç beklemediğim anda tesbih dolanmış avucunu uzattı bana. “Gel kızım buraya.”

Hozan ayağını yana atıp babasına gideceğim boşluğu kapadı. “Baba…”

“Korkma,” dedi Yekta amca ona. Elinin parmakları çağırırca kıvrıldı. “Çık kızım öne.”

Hozan’ın elinde hissizleşen elimi unutmuşum. Onu almadan Hozan’dan bir adımdan öteye gidemedim. 

Yekta amca herkesin duyabileceği bir sesle sordu bana. “Babanın evinde güvenliğinden endişe duyuyor musun?”

“Duyuyor,” dedi Hozan nefes bile almadan. Fakat Yekta amca cevabı benden duymak istiyor.

Avucunu kapıya dayamış babama baktım. Yüzündeki endişenin birazı bile başıma ne gelir korkusundan değildi.

Annemle her kavganda böyle korkardım baba. Ayrılırken bile sizin verdiğiniz zarar bizeydi, korkardım. Senelerce bir gün bile uğramayacak kadar uzağa kaçtım. Defalarca en yakınına gelsem bile hiç gelmedim yanına. Senin yanında hiç güvende olamadım ben baba.

“Güvende değilim,” dedim babama baka baka. 

“Amcanın evinde güvenliğinden endişe duyacak mısın?”

Yekta amcaya baktım. “Sizden başka her yere güvenmiyorum.”

Yekta amca babamla Rıfat Erdem’e döndü. “Duydunuz! Bu kızın güvenliğini sağlamak benim görevimdir.”

Rıfat Erdem öne çıktı o anda. “Öyleyse bu görev bize düşer Yekta. Bizim soyun meselesinde sen ne diye öne çıkarsın her defasında?”

Hozan’ın eli elimi sıkarken aramızdaki bir adımlık mesafeyi kapatmıştım.

Yekta amca bana uzattığı eli indirirken sordu Rıfat Erdem’den tarafa. “Ferhat sizin soyun meselesi değil miydi?”

Rıfat Erdem’in yüzüne ani bir kızıllık atmıştı öfkeden. “Kız hem bizim soyumuzdur hem de oğluma sözlüdür! Başka meseleleri karıştırıp el koyamazsın!”

“Koyarım!” dedi Yekta amca. “Benim gelinim olacak demişsem… Yüzük takılmasa da el koyarım!”

Babama bile güvenemediğim gecede… Elim yalnız Hozan’ın elini tutarken… Hiçbir zaman tam anlamıyla aitlik hissedemediğim aşiretin iki tarafı benim yüzümden karşı karşıyayken… Normalde cesaret edemeyeceğim bir şeyi yaptım. Yekta amcanın bana açılmış eline dokunmak için koluna uzandım, ceketinden sımsıkı tuttum. 

O an iki silah birden patlamıştı. Seslerinden başım eğilmiş, gözlerim kapanmıştı. Baver abiyle Hozan’dı. Babalarının sözünün üzerine söz söylenmesin diye yapmışlardı. Memet abi Okan’ın silahını yere sıkıca bastırmış, başka silahın patlamasına izin vermemişti. 

Yekta amca son sözünü söyler gibi söyledi herkese. “Bibihîzin… Me destê bûka xwe girt!*(Duyun ki… Biz gelinimizin elini tuttuk! – el tutma hem sözlenme hem elinden tutup götürme anlamında kullanılmış, tevriye.)” 

Silahlar inerken bağırdı Okan. “Baba!”

Rıfat Erdem oğlu için konuştu. “Bizim de istediğimizi bile bile… Rakip olmak için mi yaparsın Yekta?”

Yekta amca sakince sordu. “Yaptığını bize mi dersin Rıfat?”

Rıfat Erdem öfkeden deliye dönecekti. “Kıza el koyup götürürken bizi suçlarsın?!”

“Kız elini koluma koymuş,” dedi Yekta amca ellerini ardında birleştirirken. “Alıp sana vereceğim?” Uyarı dolu bir sesle söyledi. “Hak bizden yana Rıfat. Buradan ileriye gitme. Karşı karşıya gelmeyelim.”

“Bizim gelinimizin elini tuttun sen,” dedi Rıfat Erdem babamın tarafında. “Biz karşı karşıya geldik bile!”

“O halde haksız çıkacaksın,” dedi Yekta amca sesini normale düşürüp. “Karşımda durdukça haksız çıkacaksın.”

Rıfat Erdem geri adım atmadı. Sesini alçaltmadı. “Sen haksız çıkacaksın! Tüm Rojxani bilecek haksızlığını!”

Yutkunamadım. Yekta amca başını bir defa salladı kabul ederce. “O halde yarın görüşelim Rıfat. Hazır ol. Çağıracağım.” Babamla amcama döndü gözü. “Gelinimin güvenliğini ben sağlayacağım.” Amcam ağzını açmadan elini kaldırdı. “Tarafsız bölge Özdağ’lardır. Mesut’un evine yollacağım. Özdağ’ların tarafsızlığı kabul müdür?”

“Kabüldür,” dedi babamla amcam mecbur kalınca. 

“Memet!” dedi Yekta amca. “Kızımızı eniştenin evine teslim et. Eniştenle bize gel.” En son kalabalığa konuştu. “Her kim gelecekse kapımız açıktır. Rojxani bir daha kendi içinde silah çekmeye kalkmasın!”

Memet abi yaklaştı yanımıza. “Gel kardeşim,” dedi bana. Hozan elimi bırakmamıştı hâlâ. Kıpırdayamadım. Memet abi kardeşine baktı. “Bana mı güvenmezsin?”

Hozan başını iki yana salladı. “Ben de…” demesine müsaade verilmedi. 

“Hozan, gel buraya!” diye seslendi babası bineceği arabayı o sürsün diye. 

Hozan’ın elinden elimi yavaşça çektim. Ellerimiz ayrılırken döndü yüzünü bana. Silah kalmıştı elinde. “Git,” diyebildim ona sadece. 

“Gel,” dedi Memet abi yanına çağırır sesle. Küçük adımlarla gittim yanına. Gözüm hep Hozan’da. Onun da babasının yanına gitmesini bekledim. 

Yekta amca tekrar seslendi. O zaman fısıldadı Hozan bana. “Geleceğim yanına.”

Gülümsedim. 

O gülümsemedi bana.

Ağlamam geldi. Yüzümü önüme eğdim. Memet abinin gösterdiği arabaya binene kadar tuttum kendimi. Arka koltuğa oturduktan sonra kapandı kapı suratıma. Hozan hâlâ bakıyordu bana. 

Ama gülümsemiyor. O sevdiğim salak, elinde silah, bana biraz olsun gülümsemiyor.

Gözümün önüne dolan yaşları tutamadım. Ona bakarak ağlamamak için ben döndüm önüme. Memet abi arabayı çalıştırana kadar duramadım. Tuttuğum tüm ağlamamı ağzımdan kaçırdım sonunda. 

Memet abinin aynadan bana baktığını hissettim. “Ağlıyor musun?” 

Elimi ağzıma kapattım. “I-ıh.”

Ama görmüştü bir defa. “Duyuyorum abim, ağlıyorsun.” Evden uzaklaşırken sordu. “Sana vurdular mı yoksa?”

Burnumu çekip elimi indirdim ağzımdan. “Yok.” Aynada bana bakan gözlerine baktıkça Hozan’ın bana bakışı geliyordu aklıma. Ağlamam durmuyor böyle. 

Bir müddet soru sormadan ilerlediğinde yola devam ediyoruz sanmıştım. Müsait bir köşe bulup arabayı oraya çekmişti Memet abi. Yan durup bana baktı. “Baban inkar etse de sen bizim evin gelini sayılırsın artık. Gelin olmasan evin kızısın dedik Bülbül. Sana el kalktıysa…”

“Yok abi,” dedim hemen.

Hozan bile silah çekmişti bu gece. Daha da karışsın istemedim ortalık. Daha fazla kargaşanın içinde kalmak istemedim. 

Memet abi emin olmak için bekliyordu. “Üzüldüm sadece,” dedim benim yüzümden geri dönmesin diye. 

“Üzülme. Babana baskı yapmışlar. Bu bellidir,” dedi sakin bir sesle. “Bu senin çözeceğin bir mesele değil. Büyükler konuşacak.” Önüne dönmeden içimi rahatlatmak için ekledi. “Kim ne derse desin. O nişan olacak. Korkma.”

Başımı salladım hızla. Ağlamamı tuttum zorla. 

Memet abi önüne dönüp yola devam ederken birini aramıştı. “Şiyar, ev müsait midir? Bir meseleden rahatsız edeceğiz. Enişteme haber et. Hazırda olsun. Sen gelme. Ben geliyorum.” Telefonu kapattığında bana konuştuğunu sesinin sakinliğe geçişinden ayırt etmiştim. “Halamın evini de bizim evimiz bil. Şiyar’ın hanımı akrabandır zaten. Aranız iyidir diye biliyorum.” 

Son dediğinden sonraki sessiz bekleyişini anlamadım. Sordu. “Aranız iyi midir? Rahat olacak mısın?”

Başımı salladım hemen. “Evet abi,” dedim her sorusuna cevaben. 

“Tartışmada sana laf gelmesin diye halama gönderiyor babam. İstersen benim evim de evinizdir. Ama eniştemin evi iki tarafa da aynı uzaklıktadır. Orada olmandan seni haksız edemezler.”

Ne dese başımı sallıyordum. İçi rahat etmeyenin ben olduğumu sandığı için ikna etmeye çalışıyor sanıyordum. Evin önünde durunca anladım ki içi rahat etmeyen oydu. “İstersen Zelal de seninle kalır. Yabancılamazsın kendini. Halamın tüm çocukları Hozan’ın da süt kardeşidir.”

Burnumu elimin tersiyle sildim. “Tanıyorum hepsini. Benim için sorun değil.”

“Yarına hallolur her şey. Seni bize götürürüm. Bu gecelik kal burada.” Kapısını açıp indiğinde ben de inmiştim peşinden. Evin kapını açmadan durdu yine. “Zühre içindi,” dedi bir anda.

Anlayamadım. “Ney abi?”

“Esme’yi baldızımdır diye kayırdığımı sanma. Zühre önceki gebelikte yaşadıklarından neredeyse kendinden olacaktı. Ağır şeyleri artık kaldıramıyor. Zühre için kızamadım ben Esme’ye. Sanma ki onu sizden kayırdım.”

Yüzümü önüme eğdim. Ellerime baktım. “Biliyorum abi. Ben sana küsmedim.”

Elini sırtımdan geçirip hafifçe yanına aldı beni. Kapıyı açıp içeri kendiyle birlikte adımlattığında Gulazer hala sırtına şal almış merdivenlerden hızlı hızlı iniyordu. Ardından küçük oğlu Sercan bağırdı. “Ana seni kim çağırmış da koşuyorsun? Babamı delirteceksin!”

“Eeh!” diye bağırdı Gulazer hala oğluna dönmeden. Bizi gördü girişte. “Mem! Çi bû?*(Ne oldu?)”

Memet abi sakin bir tonda söyledi. “Ben seni çağırmışım hala? Nereye koşuyorsun hızlı hızlı?”

Kadın bir bana baktı bir yeğenine. “Tiştek bûye.*(Bir şey olmuş.)” 

“Telaş etme, bir şey yok.” Başıyla beni gösterdi Memet abi. “Bizim gelin bu gece misafirin olacak. Sen misafirinin başında dur. Eniştem bize davetli.” 

“Başında(!) dur! Ma ew peze te daye min?*(Koyun mudur sen bana vermişsin?)” Ellerini belinin iki yanına koydu. “De bana ne olmuş. Zühre nerede? Yoksa odur yine kendini perişan etmiş?”

“İyidir o. Çocukların başında.” Eniştesinin indiğini görünce beni halasının yanına koydu. “Merak ettiğini Bülbül’e sorarsın. Emanettir.”

Gulazer hala kanmayacak bir tavırla sırtımdan öne ittirdi beni. “Naxwazim bavo. Ez jî dê werim.*(İstemem babacım. Ben de geliyorum.)”

“De otur yerine!” diye bağırdı Mesut enişte dedikleri adam. Onun sesiyle Memet abilerden önce çıkıp gidecek oldum. “Senin sesinden kurtulmaya gidiyorum ben. Utanmadan herkesten önce yola çıkmaya kalkıyor. Geç otur!”

Kocasının dediğine alınır sandım. Alaycı bir tavırla güldü Gulazer hala. “Heta tu bimirî jî xilasî ji te re tınne. (Ölsen bile sana kurtuluş yoktur.)” Yeğenine döndü. “Sen bunu niye götürüyorsun?”

“Teyzem için,” dedi Memet abi. “Ayaküstü konuşulacak mesele değil. Al kızı, geç sen eve. O sana kalanı anlatır.” En son Şiyar enişte ceketini giyip inmişti aşağı. “Şiyar, sen gelmeseydin.”

“Sorgulama. Herkes birinden kaçıyor,” dedi Şiyar enişte gülerek. “Bavo de haydi,” diyerek herkesten önce çıktı. Babası peşinden gitti. 

Memet abi halasını ikna edip kapıyı çektiğinde en son Asmin çıkmıştı evden. “Ana oğlun da gitti?”

“Heh! O da senden kaçtı!” Yanlarında tuttuğu ellerini belinin ardında kavuşturdu. “Düş peşime! Emine’nin meselesi için Mesut’u çağırmazlar. Konu başkadır. Her şeyi anlat bana.” Merdivenleri çıkarken gelinine bağırdı. “Telefonu getir! Halime ölmüş müdür beni aramıyor? Tez evde ne varsa bana desinler!”

Başımı bahçe kapısına çevirdim. Merxas konağına gitmek varken yukarı çıkmayı o an çok yabancıladım. Memet abiye başımı sallarkenki eminliğim onunla terk edip gitmiş beni. Hiçbir yere adım atamadım. 

Kaynanası Asmin’i göndermişti beni çıkartması için. Yanına gelir gelmez yüzümden ağladığımı anlamıştı. “Gel akrabam, gel. Niye ağlamışsın bu kadar?” Koluma girdi hiç sormadan. “Ne iyi oldu geldiğin. Kimse gelmese ben Şiyar’a küsüp gidecektim. İyi oldu, sen geldin. Gel, anlat neler olduğunu.”

Huzurlarını bozduğum için bir parça rahatsız hissedeceğim içimde kaldı. Sanıyorum biz gelmesek onların da kendi kavgaları olacaktı. 

Asmin’le yukarı çıktım. Gulazer hala bir elinde açık telefonda Halime teyzeleri tutarken, yüz yüze de karşısına beni almıştı. Olanları bir bir anlattım ona. Ben anlattıkça sinirleniyor, Halime teyzeye onu arayıp söylemediği için azar çekmeye kalkıyordu. 

En son bu gece olanları anlatmaya başladığımda Hozan’ın silah çektiğini söylemem benim kadar onları da telaşlandırmıştı. 

Gulazer hala gelinine işaret yaptı. “Ara Şiyar’ı Hozan nerededir öğren!”

“Oğlu da benim aşığımdır(!),” diye mırıldandı Asmin sadece yanında oturan benim duyacağım şekilde. “Ne zaman arasam şıp(!) diye açar.” Kocasını aradı. “Aha. Açmıyor.” Bana baktı. “Ben şimdi haksızım bu adama kızmakta?”

Gulazer hala Halime teyzenin suratına kapatıp oğlunu aradı. “Hozan’a mukayyet olun. Derler silah çekmiş,” diye saydırmaya başladı hızlıca. 

Asmin telefonunu açıp kocasına mesaj yazarken mırıldandı bana. “Gördün? Anası arayınca nasıl da açıyor? Bak bakayım üç gün boyunca beni ararsa nasıl ulaşıyor?” 

Yazdığı mesajı da çevirip gösterdi bana. ‘Numaramı sakın silme. Yoksa tanımadığın biri arıyor sanırsın da yanlışlıkla açarsın. Ama numaramı aramaya da kalkmayasın. Bu evde ancak anana ulaşırsın!’

Övgü bekler gibi bakıyordu Asmin. “Nasıl yazmışım? Geçen defa Zelal demişti. O gündür aklımdaydı. Hemen yazdım.” Ne diyeceğimi bilemedim. Karşımızda Gulazer hala telefona bağırırken Asmin’e ne diyeceğimi gerçekten bilemedim. Benim aklım onlarınki kadar yerinde değildi.

Asmin omzunu omzuma vurdu. “Qızi*(Kız -samimi sesleniş.) kendine gel. Beni de ilk istediğinde Şiyar’a vermemiştiler. Kaç defa geldi gitti, insaf edip evet demediler. Ben kaç defa ardından ağladım. Hiç de bir şey olmuyor.” Telefonunu şahit tutar gibi gösterdi. “Bak nasıl peşinde koştukları zamanı unutuyorlar? Hiç boşa ağlama.”

Benim durumum öyle değildi. Babam vermem dememişti. Kim gelse veririm demişti hatta. İki taraf birbirine girecekti. Ama benim sorunum artık Hozan’ın beni unutması değildi. 

Gulazer hala telefonu kapatıp mindere atmıştı. “Emine işini halletsinler, öyle gideceğim.” Dizinin üzerine eğilip onu duymayacakmışım gibi yüksek sesle selam verdi. “Bixêr hatî!*(Hoş geldin!)”

Başımı salladım hızlıca. Gelinine döndü. Ona da hoş geldin der gibi başını salladı uzun uzun. “Ay!” diyerek ayağa kalktı Asmin hemen. “Ana ben bi’ çay koyayım.”

“Hey hey hey!” diye söylendi kaynanası ardından. Sonra bana baktı. “Ben biliyordum senin için ortalık karışacaktı.” Tek kaşını kaldırdı. “Fakat bilmiyordum ki senin için ortalığı Hozan karıştıracaktı.” 

Bir şey hoşuna gider gibi dudağının tek tarafını kıvırırak güldü. “Mêrên mala bavê min*(Babamın evinin erkekleri).” Sırtını duvara yaslayacak kadar geriye gitti. “Halime’nin tarafına da benzese benim babamın evinin erkeğidir. Elbet ortalığı o karıştıracaktı.”

Bu kadını bir türlü çözemiyordum. Ne zaman neye kızıyor, ne zaman neye seviniyor, gerçekten anlamıyordum. 

Onca anlattığımdan sonra telaşa kapılmamıştı. Çayın gelişi beklerken sordu. “Tu dizanî bavê min kî ye?*(Sen biliyor musun benim babam kimdir?)”

Başımı iki yana salladım. Bilmem imkansızdı. 

“Aso!” diye bağırdı gelinine bir anda. Seslenişinden irkildim. “Were, were!*(Gel, gel!)”

Asmin küp şekere benzer uzun dikdörtgen şekerleri küçük bir leğenle alıp gelmişti. Kaynanasının yanına çöktü. “Anlat ana.” Kelpetenle uzun şekerleri küçük parçalara bölmelere başladı.

Hozan’ın hiç tanımadığım dedesinin kim olduğunu dinlerken soru sormak için bile araya giremeyecek kadar soluksuz kalmıştım. 

Dahası korktum. Aşiret içerisinde çıkabilecek bir kavganın nerelere kadar gidebileceğini duydukça Hozan’ın elinde gördüğüm o silah için damarlarımdaki kanım büzüşmüştü. 

Tek tesellim dedelerine en az benzeyen Merxas’ın Hozan olmasıydı. 

🎻🎻🎻

Abim Nalin’i götürürken babam elimdeki silaha uzanmıştı. “Ver o silahı oğlum.” Silahı elimden alırken konuştu. “Git dayınları al sen de. Bize getir.”

“Baba,” dedim beni yine göndermesin diye. 

“Teyzen için oğlum. Emine’nin meselesini halledelim. Yarına bu meseleyi de halledeceğiz.” Silahı kendi cebine koydu yavaşça. “Memet’i de gönderdim. Git.”

Nalin’in evinin açık kapısına dayanmış babasına, kapının önünde duran amcasına baktım. Birinden birine bir saygısızlığım olmamıştı. Bize yapılanı ne ben hak etmiştim ne de kızları. 

Babam elini koluma koydu. “Dediğimi yap.”

Öfkemin çoğu hayalkırıklığıydı onlarda. Yüzümü onlardan çevirdiğimde az ilerisinde duran Rıfat amcayı görmüştüm. Hayalkırıklığı azaldı. Öfkem arttı onda. Çok durmadım. 

Önüme döndüğümde ikizlerle Okan kalmıştı karşımda. Hayalkırıklığı tamamen bitti onlarda. Yalnızca öfke. Bir tek öfkem kaldı içimde. 

Babam abime seslendi. “Baver!”

“Gel Hozo,” diyerek abim çekti kolumdan. Ona direneceğimde kaşını kaldırıp indirdi babama belli etmeden. “Gel güzel kardeşim.” Arabaya kadar götürdü beni. “Babama çaktırma. Devam et. Ne derse yap.” Göz kırptı. “Sonrası sonra.”

Sorarca baktım. “Babamdan sonra mı?”

Arabanın kapısını açtı. “Burası dağılsın hele. Sonra biz dağıtacağız bunları. Git sen.”

Arabaya binerken de emin olmak için ısrarla sorasım geldi. “Abi beni göndermek için…”

“Seni de üstlerine koyup döveceğim ha!” Arabanın içine soktu kafasını, yüzüme dayadı suratını. “Salak olma. Sence ben her şeyi babamın önünde mi yapıyorum? Ne diyorsa tamam diyeceksin. Sonra tenhada ne istiyorsan onu edeceksin.” Çıkıp kapıyı kapattı. “Bekleme yapma!”

Kapıyı araladım. “Siz niye kalıyorsunuz?”

Tavana elini koyup eğildi. “Bavo yapar bir konuşma.”

Ben de duymak istiyordum. “Tek kalmayın…” diyerek ineceğimde abim kapıyı tutmuş, engel olmuştu. 

“Git deyince git. Biz de tek değiliz burada.” Etrafına baktı. “Vur desem Pokan’ın büllüğüne kadar boşaltacaklar var etrafımda. Git oğlum.” Kapıyı kapattı. 

Arabayı çalıştırıp dayımın evine gittim. Ben varana kadar babam aramış, davet etmişti zaten. Kapıyı çalar çalmaz çıktı dayım. “Ooo… Bugün de denk gelmesek yeğenimizi bayramdan bayrama görmeye alışacağız artık.” Kapıyı ardından çekerken devam etti. “Tabii… Ünlü olanın gözü bizi görmez. Alışkınız.”

“Meşguldüm dayı,” diyebildim sadece.

“Tabii, tabii,” diyerek geçti önüme. Dışarı beklediğinden soğuk gelmiş olacak, ellerini cebine koyarken sordu. “Baban niye çağırıyor beni bu saatte? Dedi mi?”

Teyzem çekindiği için olanları dememişti erkek kardeşlerine. Gidene kadar ben de bilmiyor gibi yapacaktım. Fakat diğer dayım çoktan varmıştı. Biz daha konağa varamadan o aradı, haberdar etti kardeşini. Telefonu kapatınca bana baktı dayım. “Emine’yi evden atmışlar. Haberin var mıydı?”

Başımı salladım. “Sebebi benim.” Konağa varana kadar üstünkörü anlattım olanları. 

“Eşeklik benim kardeşimde!” dedi dayım. Gözümü kısa süreli ona çevirdim. “Kusura bakmayacaksın yeğenim. Senden hariç diyorum. Bir kadın evlendi mi, o evin menfaatlerini düşünecek. Kocasının sözünün dışına çıkmayacak. Şimdi ben nasıl elin adamına gidip kardeşimi eve geri al diyeceğim? Bizi de kendini de bu duruma düşürmeyecekti.”

Konağın sokağına girince yavaşlayıp yüzümü dayıma çevirdim. “Dayı sen dediğimi mi anlamadın?”

“Mesele neyse ne,” dedi kati bir sesle. “Sen canımızsın, zarar gelsin istemeyiz. Ama Emine kocasının sözünden çıkmayacaktı. Bizi utandırmayacaktı.”

Arabayı kapının önüne varmadan durdum. “Yapma dayı. İnsan kız kardeşini herkesten üstte tutar. Savunacağın yerde sen de mi teyzeme kızacaksın?”

“Kardeşlik başka bu başka Hozan.” İmalı bir sesle karşılık verdi. “Evlenince anlarsın beni yeğenim. Karın sözünden çıkmaya kalkınca anlarsın. Kardeş dediğin evlenene kadar. Oradan sonra başkasının karısı. Ne yapsalar karışamazsın.”

Tiksineceğimi hissettim. Hiç olmadık bir anda gözümün önüne geldi onla birkaç anım. Çocukken ona emanet edildiğimde beni geride bırakıp yengemi aldatmaya gidişlerini büyüdükçe anlamlandırmış, tiksinmiştim. Bedo dedeye tek başıma gidecek kadar büyüdüğümü söylemiş, uzaklamıştım. Fakat ne kadar zaman geçerse geçsin, konu ne olursa olsun, kendinden tiksindirecek bir şey yapıyordu yine. Bayramdan bayrama bile denk gelmek istemiyordum onla.

“Yanlışsın dayı,” dedim saygımı bozmadan. “Böyle bir meselede kardeşinin ardında durmayacaksan… Çok yanlış yaparsın.”

“Duygusalsın tabii,” dedi alaya alacak şekilde. “Senin tarafını tutmuş, ondan minnettar bakıyorsun. Ama doğrusu benim dediğimdir. Yarın öbür gün Zelal’in bir hatası olsa kocasına karşı savunmaya gidip kendini mi düşüreceksin?” Kendinden emin salladı başını. “Buraya gelmesi de yanlıştı. Kocası babaevine göndermiş. Gelseydi, biz kendi aramızda hatasını söyler, özür diletip gönderirdik sessizce. Böyle Yekta enişteme de rezil oluyoruz.”

Babam dayımı sevmemekte hep haklıymış. 

“Sen gelme dayı,” dedim dayanamayıp. “Böyle konuşacaksan sen sakın gelme. Annemle babam teyzemi senden daha çok düşünüyor.”

“Yeğenim…” diyecek oldu. 

Kapımı açıp indim. “Bu gece kafam kimseyi kaldırmaz.” Dayımı arabada bırakıp gittim kapıya. Memet abim ne olduğunu sormadan elimi kaldırdım. “Bana bir şey deme abi. Dayımı gönderebilirsen gönder. Ama bana bir şey deme.”

Abimi geçip içeri girdiğimde teyzemle annem stres içerisinde avluyu turluyordu. Zelal ikisinden biraz ötede ne olduğunu sormak için beni bekliyordu. “Sonra,” dedim hepsine. Direkt salona geçtim. Sinirden bedenimin titremek üzere olduğunu oturunca sabit tutamadığım bacağımdan anlamıştım. 

Babam benim aksime sakin görünüyordu. Elindeki tesbihte taşları tek tek geçerken bir şey düşünüyordu. 

Sinirim içimde durmadı. Babama çevirdim başımı. “Dayım hakkında her zaman haklıydın.” Tesbihin taşlarını çevirmeyi bıraktı. “Ama keşke bu gece çağırmasaydın. Teyzemi savunmayacak.”

“Bilirim.”

Bilmesine şaşırmayacaktım. Bilmesine rağmen çağırmasına şaşırdım. “Neden çağırdın peki?”

“Yarın bir gün bizim haberimiz olsaydı başka şey yapardık demesinler. Dayının aklıyla hareket edecek değiliz. Kendi çekilip gitsin ki bizim yolumuza çıkmamayı kendi seçmiş olsun.”

Sallanan bacağım durmuştu. Dikleşip baktım babama. “Teyzem hakkında düşüncen nedir?”

“Yanlış yapmış.” Lafa karışıp teyzemi savunacak oldum. Ağzımı açmamı beklemedi. “Ama yanlışı bizim için yapmış. Elbet yalnız bırakmayacağız.”

Teyzemin benim yüzümden herkesçe suçlanmasını istemiyordum. “Doğrusu nedir baba? Kim olsa aynını yapardı.”

“Kendine yakışır şekilde davranacaktı. Ortaya çıkacak oyun çevirmeyecekti. Taraflar arasında laf söz taşımayacaktı. Teyzenin hataları da vardır Hozan.” Tesbihini çevirmeye devam etti. “Fakat kardeşimiz sayılır. Kendi kardeşimiz için ne istersek onun için de öylesini isteyeceğiz. Bizdeki kıymetini göstereceğiz ki el kapısında boynunu bükmesinler. Daha büyük hataların olduğu yerde onun hatasını görmezden geleceğiz.”

Başımı salladım. Dayımdan duyduklarımdansa teyzem için babamın kararına güvenecektim. 

“Senin de hataların vardır Hozan.” Babamın gözlerine baktım. “Teyzenin karışmasına izin vermeyecektin. Rıfat’ın oğlunun meylini bilirken hele. Önce kendi soyunu reddetsin, biz öyle gidelim diyecektin. Bize gelip…”

Sözün devamını dinleyemeden atladım. “Öncesi onlarda yoktu baba. İlk biz…”

“Emin misin?” diye sordu direkt. Başımı salladım. “Nasıl eminsin?”

“İlk ben tanıyordum,” dedim yeterli olsun diye. Babam devamını duymayı bekler halde yüzüme bakıyordu. “Çocukluktan bahsetmiyorum.”

“Kızı ilk getirdiğinizden mi bahsedersin?”

“Biraz daha öncesi,” derken gözümü halıya indirmiştim. Taklitçi’m olduğunu diyemezdim. “Öncesinden de bilirdim. Bunu desem, anlasan, yeter bana.”

Babam derin bir nefes alarak yerinde dikleşti. “Sonra konuşacağız.” Salonun kapısından dayımlar peş peşe girmişti. “Buyurun,” diyerek onları karşılamaya kalktı. Mesut eniştem sigara içerken amcamla kapı önünde bir sohbetteydi. Babam onlarsız, dayımlarla tek görüştü önce. İki dayım da teyzemde suç buluyordu. Kocasıyla barışıp evine dönmesini istiyordu. 

Babam teyzemle annemi çağırmamı istedi. Kardeşlerin kendi aralarında konuşması için o da odadan çıkacaktı. Kadınları çağırmamdan sonra avluya çıktı. Memet abime biraz sonra içeri girmesini, teyzemin üzerine gidilmemesi için aralarında bulunmasını söylemişti. Kendisi eniştemle amcamın yanına gitmişti. 

Mutfak kapısından el salladı Zelal. Ona doğru gittim. Hemen içeri aldı beni. “Asmin yenge mesaj attı. Bülbül oradaymış. Ben de gideceğim birazdan. Babamlar konuşurken istiyorsan beni sen götür.” 

Kardeşimin yanaklarını iki elimin arasına alıp alnından öptüm. “Götürürüm. Hazır olunca haber et.”

Babam seslenince avluya çıktım. Çakal’la Şiyar da oradaydı. Amcamla arkasına geçtiğimde Mesut eniştem konuşuyordu. “İyi demişsin. Bir de bizim yanımızda konuşsunlar bakalım. Rıfat yine beladır aranıyor. Gelsin, hemen yarın onun önünde Hozan’ın yüzüklerini takalım.” Ona baktığımda beni fark etmiş, sigara dumanında yıkanmış kadar ağır kokan elini omzuma koymuştu. 

Kokuya rağmen durdum yanında. Babam daha sakin konuştu. “Hallederiz Allah’ın izniyle.” Bileğindeki saate baktı, Çakal’a sordu. “Enişteni çağırdığına eminsin?”

Çakal hoşnutsuzca güldü. “Gelmezsen teyzemi senden boşatıyorum diyeyim dedim, izin vermedin. Gel, bekliyoruz dedim, kapattı. Yaylana yaylana geliyordur.”

“Bir de sen ara bakalım,” dedi babam bana bakarak. 

Arayasım yoktu. Teyzem için aramayı seçtim. Eniştemin telefonu çaldı, çaldı, kapandı. “Açmadı.”

“Gelir,” dedi amcam, çok oralı olmadı.

Mesut enişte alayla güldü. “Küslüğe atacaktır kendini. Gelmez.”

Babam telefonunu çıkardı. “Benden ara. Açar.” Telefonu aldım. Bu defa hiç çalmamıştı. Belli ki eniştem bir daha aranmamak için telefonu tümden kapatmıştı. Mesut enişte haklı çıkmanın avantajıyla konuşurken babam Çakal’a bakmış, başıyla bir yere gitmesini işaret etmişti. 

Çakal sabır çeker bir hareketle gitti. O sıra Zelal kapıya çıkmıştı. “Baba ben halama gideyim?”

Babam başını salladı. Zelal’i götürmek için öne çıkacağımda elinin tersiyle beni durdurmuş Şiyar abiye bakmıştı. “Sana zahmet.”

Şiyar abi kabul edip arabasını getirmeye giderken babama baktım. O bana bakmadı. Eniştemlerin yanında konuşmayacaksa da gitmemi istemiyordu. 

Zelal bensiz gitti. Biraz sonra Çakal sinirle dönmüştü. “Beni bir daha herhangi bir Erdem’le münabete yollayın, peşimden jandarmayı yollayın!” 

Amcam abimi sakinleştirmeye çalışırken babam sordu ne olduğunu. Eniştem teyzemle barışmak istemediği için çağırıldığı halde gelmedikten sonra aranınca telefonu kapatıp evden çıkmıştı. Evdekilere nereye gittiğini söylemediği için nerede olduğundan kimsenin haberi yoktu şimdilik. 

“Sorsan bunlar da kendilerine adam diyor,” diyerek eleştirisini geride tutmadı Mesut enişte. 

Babam sabır çekti sadece. Bir şey demeden içeri geri döndü. Amcamla Mesut enişte Emine teyzemin kocası hakkında konuşmaya başlayınca abime başımla arabanın orayı gösterdim. Milletten uzaklaştığımız gibi sordum. “Babam sabaha kadar konuşur abi. Nasıl gideceğiz?”

“Bana bırak sen. İkiz dingiller kendi evlerine gitmek için çıksa, aldırtırım ben onları. Haber gelsin, hallederiz.”

“Okan?”

“O korkak babasının dibinden ayrılmaz bir süre. Tek kalırsa haber edecekler yine.”

Gidip kapılarında bekleyemezdim. Abime güvenecektim. İçeriye geri döndüm. Teyzemle annem oturma odasına geçmişti. Teyzem ağlayarak konuşuyordu. Sesine gittim. 

Başım önümde oturdum yere. “Eniştem gelmemiş.”

Teyzem burnunu çekip yazmasının ucuna sildi gözyaşlarını “Biliyor barıştıracaklar. Barışmak istemiyor.” Sildiği yere geri aktı gözyaşları. “Sanki ne yapmışım? Kız istemiyor. Okan çok mu seviyor? Vallahi Hozan’a olan hırsından düşmüş peşine. Sanki mutlu olacaklardı da ben ayırdım?”

“Huş*(Sessiz,)” diyerek uyardı annem onu. Sosin yengeme ses gitsin istemiyordu. “Tüm suç o küçük şeytanda.” Gözü bana kaydı da içinde tutamıyor gibi söyledi. “Zöhre’nin kardeşi karıştırdı ortalığı hep. Ben Mem’in korkusundan ağzımı açıp diyemiyorum da Zöhre’nin kardeşi ne fena şeytandır.”

“Öyledir abla öyle,” dedi teyzem içini çekip. “Öyleleri her şeyi yapar da başı dik dolanır ortalarda. Biz elimizi neye atsak çamura değdi diye bunların kiri de herkesten fazladır derler.” Halini gösterir gibi kaldırıp indirdi ellerini. “Abimler dön diyor evine. Adam kapıya bile gelmiyor. Ben ne yapacağım şimdi?”

Teyzemin dizine koydum elimi. “Halledeceğim bir şekil. Sen üzülme.”

Teyzem başını koydu omzuma. Annem oturdu kardeşinin ayak ucuna. Onlar ağladı, ben dinledim.

Kardeşinin ardında durmayan dayımlardan, kötü niyetle söylenmemiş bir yalan için karısını evden kovan enişteme kadar herkese bilendim. Herkese olan öfkemi en ortak Okan’da birleştirdim. 

Annemle teyzemi yalnız bırakıp çıktım. Babam dayımlarla konuşmuş, onları yolcu etmişti. Eniştemle amcamı alıp salona döndü. Memet abimle Çakal oraya geçtiğinde yanlarına gitmek yerine konaktan çıkıp gittim.

🎻🎻🎻

Asmin’in kestiği şeker ağzımda eriyene kadar bir bardak çayı yudum yudum içmiştim. Gulazer hala sürekli bir şeyler anlatıyor, onu dinlemediğimi düşündüğü anlarda bana seslenip devam ediyordu. 

Aklım evdeydi. Aklım konaktaydı. Aklım kardeşlerimle Hozan arasında bölünmekteydi. 

Benden sonra çocuklar uyumuş muydu? Korkmuşlardı. Bensiz uyuyabilmişler miydi?

Hozan neredeydi? Silah niye elindeydi?

Önüme şekerleme atıldığında irkilmiştim. “Li ber xwe nekeve*(Kendi önünde düşme,)” dedi Gulazer hala.

Anlamadım. “Ney?”

“İçten içe üzülüp haline acıma gibi bir şey,” diye açıkladı Asmin. Kapı çalınca önünü bollaştırdığı yazmasını düzeltip kalktı. “Ana oğlun Zelal’i getirmiş.”

Zelal’in adını duyunca yerimden kalktım. Asmin’in peşinden kapıya koştum. Daha hırkasını çıkaramadan varıp sarıldım kıza. Neye uğradığına şaşırsa da hırkasını çıkartmadan sarılmıştı bana. “Geldim, geldim.” 

Ondan ayrılırken olan her şeyi anlatmak üzere gözlerim dolmuştu ilk. İçeri götürmek için elimden tuttuğunda Asmin bizle gelememiş, kocası atılan mesajın ne olduğunu sormak için kapının önüne çekmişti onu.

Zelal’le halasının yanına döndük. O benden abileriyle ilgili olan kısımları dinlemiş, biz ondan konakta olanları öğrenmiştik. 

Zelal halasına sordu. “Sence şimdi n’olacak?”

“Rıfat haksız çıkmamak için bin türlü yalan getirecek.” Çay bardağını dizine oturttu hala. “Sırf Yekta geri adım atsın da göreyim diye düşünecek.”

Bunu niye benim üzerimden yapıyor? Niye olan Hozan’la bana oluyor?

“Babam hayatta geri atım atmaz,” dedi Zelal tüm güveniyle. Bana baktı göz ucuyla. “İnatlarına nişanı erken bile takar. Ama onların dediğini yapmaz.”

“İnşAllah öylesi olur,” dedi hala içini çekerek. “Benim korkum başkadır.”

Gözüm Merxas’lardan olduğunu renginden değil bakışından belli eden gözlerini buldu. “Ney?”

Baştan aşağı bakar gibi oldu bana. “Sanmıyorum öyle bir hataya düşesiniz.”

“Yok,” dedi Zelal benim adıma. Ona baktım bu defa. “Abim hayatta yapmaz. Babama güvenir, bekler o.”

Asmin anlamak için sorarak beni aydınlatan oldu. “Kaçarlar diyorsunuz?” 

Gulazer hala dirseğiyle dürttü gelinini. Aklımda yoksa söylemiş olmak istememişti. Söylemeden aklıma gelebilecek ihtimalleri tartmak için beni inceleyecekti. 

“Yok,” dedim ben de Zelal gibi. Pek onun kadar emin değil gibi. “Hozan babasına güvenir zaten.”

“Çağırsa kaçmam demiyor da,” dedi Zelal gülmeli bir uyarıyla. “Bülbül bak sakın. Dicle’nin halini görüyorsun.”

“Erkeğe güven olmaz,” dedi halaları. “Elime silah almam der mecbur kalmadan eli ilk ona gider.” Bardağını bana verecek gibi uzatarak beni gösterdi. “Sen aklı başında olacaksın. Dese gel bu kavgalardan kaçalım, yok diyeceksin.”

Tek omzumu kaldırıp indirdim. “Yok zaten demez.”

“Dese de yok diyeceksin!” diye yükseldi Gulazer hala. “Hozan hiç yarınını düşünmez. Rıfat’lar zorlasa, tepesi atar belki. Bir cahilliktir gelir der. Bak…” dedi gözkapaklarını irice açıp. “Bak sen benim dayağımı görmemişsin.”

Çekinerek Zelal’e baktım. “Yok dedim ya. Niye kaçayım?” İnansınlar diye dedim. “Kaçacak olsam babamın evinden kaçardım.”

Fakat böylesi onlarda daha şüphe uyandırmıştı. Çünkü ben oradan daha çocukken kaçmıştım. 

“Yok derim,” dedim içleri rahat etsin diye. “Gelip demez ama dese bile yok derim. Hem yüzüklerimizi seçtik. Yekta amca da yarın konuşup halledeceğim dedi. Niye kaçalım?”

“Buna mukayyet olacağız,” dedi Gulazer hala yüzünü yeğenine dönüp. 

“Kaçmam, dedim ya!” diye çıkıştım sonunda. “Okulum kaçıyor. Ben kaçıp ona bile gidiyor muyum?”

Onca kişinin bağırmalarını normal karşılayan Asmin bana şaşırmıştı. “E niye bağırıyorsun?” 

“Sinirlendiriyorsunuz çünkü. Of!” Yanlarından kalkmak istedim. Gidecek çok bir yerim yoktu. Camın önündeki mindere çöktüm. Perdeyi aralayıp camdan dışarı baktım. 

Tavır alıp kalkmamışım gibi sordu Asmin. “E ana yarın biz ne yemek yapacağız? Ne desen kokusuna ben yokum ha, biliyorsun.”

“Allah beni senin eline bırakmamış Asmin. Hele yarın olsun.” 

Yarın Mesut enişte iki tarafı evinde ağırlayacak, Yekta amca bizim hakkımızda konuşacaktı. 

Konuşmakla her şey hallolacaksa bu gece neden bu kadar karanlık geliyor bana?

🎻🎻🎻

Konuşmakla hiçbir şey hallolmayacaktı. Gecenin karanlığında dışarıya pusmuşken tek düşündüğüm şey buydu. 

Bana silah çekene konuşmuştum. Birbirine silah çekecek olana konuşmuştum. Ama sevdiğime göz dikenle ne yapsalar konuşamazdım. 

Evden çıktıktan sonra Okan’a olduğum yerin adresini mesaj attım. “Şerefin varsa kimseye haber etmeden gelirsin buraya.”

Yokluğumu fark etmiş olacak abimler peş peşe aramaya başlamıştı. Telefonu sessize aldım. Arayan kimseye cevap vermeden, gelecek olanı bekledim. 

🎻🎻🎻

İyi bayramlar canlarım. Bayrama özel birkaç güne bir bölüm daha gelecek. 

Görüşmek üzere Bülbül 🐦

0 0 Oylar
Article Rating
Abone
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Scroll to Top
0
Düşüncelerinizi duymak isterim, lütfen yorum yapın.x